 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
.::DUYURULAR::.
SİTE ZİYARETÇİLERİNİN DİKKATİNE : Kitap isteyenler Ziyaretçi Defterine isim ve adres yazabilirler - İLGİNİZE TEŞEKKÜR EDERİM
 Ziyaretçi Defteri
|
|

www.murekkep.web.tr
| VUR BENİ |
Yeter ki dudağından eksilmesin gülüşler,
Varsın küle döndürsün,içimdeki kor beni.
Yollar bitmek bilmese,ulaşmasa da düşler,
Çağır geleyim sana,yollarında yor beni.
Gecelerin koynuna salıverip kendimi,
Bahar selleri gibi yıkıyorum bendimi.
Ağlamaktan gözüme,kara sular indimi,
Karanlık Dünyalarda ara beni,sor beni.
Yıldızlar indirirdim saçlarına takmaya,
Kıyamazdım o bahar gözlerine bakmaya.
Niyeti yok kaderin,yakamı bırakmaya,
Alırda umudumu,sensizliğe kor beni.
Yokluğuna dayanmak çekilir mi sanırsın,
Hayat dağıtsa beni,yüreğimden tanırsın.
Çile çekmekten sende,sanmam ki usanırsın.
Küçücük hayallerin,güldürmesi zor beni.
Alıp indireceğim,eğer güneşe ersem,
Az gelir her nefeste bin tane ömür versem.
Bu kadar sever iken,bırakıp da gidersem,
Ellerin titremesin,tam alnımdan vur beni.
Ahmet Kurnaz - Kahramanmaraş
|
| 22.07.2008 | Yorumlar(0) |
| |
| Mustafa Tahir Öncel |
CAN
Cana can katan bir sevgiyse eger.
Sevgi gönüllere Hakimse eger.
Sevginin bir degeri gülümsemeyse senin için
Bir gülümsemen deger benim için.
Urfa
Urfa peygamber sehrisin.
Küfrün atesi sönen sehirsin.
Bende içimdeki sevda atesimi söndürmek istiyorum.
Omuzlarımdaki bu yükü seninle tasımak istiyorum.
Urfa birde sana gönül gözüyle bakmak istiyorum.
Sevgiye seninle kucak açmak,
Sevgiliye seninle varmak istiyorum.
Omuzlarımdaki bu yükü seninle tasımak istiyorum.
Urfa birde sana gönül gözüyle bakmak istiyorum.
İSTANBUL
Martıların semada uçusurken,
O Güzelliğin gözlerimi Kamastırıyor.
Haydarpasadan tren sesi acı acı öter.
İnsanlar ise hep memleket hasreti çeker.
Çamlıcan da geceler bir başka geçer.
Söyle ey İstanbul bu hasret ne zaman diner.
Söyle ey İstanbul bu hasret ne zaman biter.
Mustafa Tahir Öncel
|
| 11.07.2008 | Yorumlar(0) |
| |
| AL İPEK MENDİLE ADINI YAZAR |
Al ipek mendile adını yazar,
Naz eder nazenin güller içinde.
Az bulur selamı niyeti bozar,
Utanıp diyemez eller içinde.
Düğmeler göz kırpar ilik açılır,
Açılan kapıdan kısmet saçılır,
Güzeller içinde hemen seçilir,
Yalandan bakılan fallar içinde.
Kollarım yorulmaz, gece gündüz gel,
Boşluğu doldurmaz bir başka güzel,
Adım âşık oldu, soluğum gâzel,
Sonlar bana çıkar, yollar içinde.
Ulviye SAVTUR
Bestekâr: Erdoğan Tozoğlu
Makam: Rast
Aşağıdaki dörtlük, Bestekârın isteği üzerine Ulviye Savtur tarafından yeniden yazılarak, ilk dörtlük yerine kullanıldı.
Yaralı gönlüne eyledi pazar
Göz etti gizliden eller içinde
Nazenin nazara muskalar yazar
Düşürür mendili kullar içinde |
| 05.07.2008 | Yorumlar(0) |
| |
| Şair Bekir Sıtkı Erdoğan |
Ankara`da düzenlenen toplantıya katılan Şair Bekir Sıtkı Erdoğan, Anıtkabir ziyareti, Harp Okulu ziyareti gibi etkinliklere de iştirak etti. Şair Bekir Sıtkı Erdoğan, gezileri sırasında iyice üşüdü. Hastanede kontrol yapıldı. Birkaç basamak merdiveni çıkmaya çalışırken dengesini kaybetti ve sırtüstü düştü.
Evinde istirahate çekildi. 1936 doğumlu erkek kardeşi Nevzat Erdoğan`ı 7 gün önce toprağa verdi.
Allah`tan kendisine şifalar dilerken Kardeşi Nevzat Erdoğan`a Rahmet diliyorum.
Ulviye Savtur
|
| 15.05.2008 | Yorumlar(0) |
| |
| GELİN |
Hayaller yıkılmış,her şeye boyun bükmüş,
Düşleri yarım kalmış, bu dertli gelinin,
Çocukluğunu yaşamamış,
Herkes ona sen büyüdün demiş,
Yılları acıyla geçmiş,
Hiç gülmemiş bu dertli gelin,
Her şeyden uzak kalmış,
Hayatında bir kez sevmiş,
Herkes ona düşman olmuş,
Aşkta binlerce darbe yemiş,
Hep ağlamış bu dertli gelin,
Mutluluğu aramış çiçekte ,gülde
Kalbi kırılmış bin bir yerden,
Tutan olmamış bir kez elinden,
Dostları düşman çıkmış,
Bu dertli gelinin.
Ayşe Yıldız
|
| 11.05.2008 | Yorumlar(0) |
| |
| CAN DEDİĞİM |
Can dediğim bana candan yakındır
Çiçeklere sinen sevda kokundur
Gecelere hayalini dokundur
Hasretimdir hayırlara yorduğum.
Can dediğim geç olmadan ararsan
Hicranımı muhabbetle sararsan
Sorgulama dile gelip sorarsan
Kaderime yazılandır gördüğüm.
Can dediğim cananınım canında
Kara sevda dolaşıyor kanında
Son nefese kalacaksam yanında
Yüreğime yadigârın kördüğüm.
Ulviye Savtur - Ankara
|
| 29.02.2008 | Yorumlar(1) |
| |
| KINA KOKUSU |
Kına ile el arasında
( sır )
gördü beni.
Ateşten laleler taşırdı
öz yangınına ,
geçtiği gecelerimde
şavkı yaktı beni.
Saçlarında geceledim çoğu,
şiirlerde , şehirlerde
kimseler bilmedi;
kokusu bildi beni.
Kâh mecnunum gülüşlerinde,
kâh Leylasıyım düşlerinde,
gündüzün
yorumlara sardı beni.
Avucumdaydı yüreği,
yangını vardı zâhir,
kuş oldu uçamadı;
bir ( s ) üzdü beni!
Yakılsam kına tüter,
sağılsam yağmur,
közlerinde söndürdü beni.
Gözlerinde ağıt yakılı (k ) adın,
nazlarında bezdirdi , aşikar
sırlarında sezdirdi beni.
Bir türkü tutturdum ağırdan
" kekliğidim vurdular ,
kanadımı kırdılar.
daha ben ne idim ki ,
anamdan ayırdılar"...
al kınalı kanına batırdı keklik beni.
Bir kınalı keklik düştü kayadan sazlığa,
kara kış idi,
kanadı kara yazdı beni.
Yıldırımlar yaladı şairin kaldırımlarını,
kuytu bir köşede ,
( s ) hancı buldu beni.
Ellerini ellerine vurdu da,
deva bulmaz
benizinin sarısına sürdü beni.
Kırıldı kalemim çat! diye ,
kara ile kaş arasında ;
kınalı bir damla vurdu beni.
Turan Yoldaş - Yozgat
|
| 08.02.2008 | Yorumlar(0) |
| |
| HASRETİN KIRIYOR ÜMİTLERİMİ |
HASRETİN KIRIYOR ÜMİTLERİMİ
ÇIK GEL NEREDEYSEN CANIM SEVGİLİM
GURBETİN AŞILMAZ GEÇİTLERİNİ
YIK GEL NEREDEYSEN CANIM SEVGİLİM
HABER YOK SELAM YOK SENDEN GÜNLERDİR
NE OLUR KALBİNİ BANA BİR ÇEVİR
GÖZÜMDE DAMLASIN GÖNLÜMDE NEHİR
AK GEL NEREDEYSEN CANIM SEVGİLİM
HAYATIM SEN YOKSAN ÇIKMAZ BİR SOKAK
MUTLULUK EVİMDEN YILLARCA UZAK
ALLAHIN AŞKINA ŞU HALİME BAK
BAK GEL NEREDEYSEN CANIM SEVGİLİM
BÜYÜYEN ÖZLEMİN BENİ AŞIYOR
ELLERİM BUZ KESTİ SENSİZ ÜŞÜYOR
KALBİME ÇIĞ GİBİ DERTLER DÜŞÜYOR
TEK GEL NEREDEYSEN CANIM SEVGİLİM
YAZMIYOR BİN KALEM EŞSİZ SEVGİMİ
ALBÜMLER ALMIYOR SENSİZ RESMİMİ
TALİH TORBASINDAN BAHAR MEVSİMİ
ÇEK GEL NEREDEYSEN CANIM SEVGİLİM
ASİLLİK KİBARLIK SOYUM DİYEREK
BİTMEYEN NAZINA HUYUM DİYEREK
DAMLANI ÇÖLÜME SUYUM DİYEREK
DÖK GEL NEREDEYSEN CANIM SEVGİLİM
VURAL ŞAHİN
|
| 08.01.2008 | Yorumlar(0) |
| |
| MESELÂ |
I
Senin ismin ile söze girince
İnceden bir rüzgâr esti meselâ.
"Adam gibi sevmek" diyorduk hani;
Yalnızca bizlere hastı meselâ.
Boynunu bükerken o lila sümbül
Ne bağban anladı; ne lâle, ne gül.
"İmdat!" diye feryâd ederken bülbül
Seni görüverdi, sustu meselâ.
Seni düşünürüm, titrerim canım;
Sensin hem bu yanım, hem diğer yanım.
Bilmem ki nedendir bu heyecânım?
Yüzümü bir ateş bastı meselâ.
II
Mâzîyi, âtîyi, her şeyi silip
Keder cânevime oturdu gelip.
Bir (Hû!) nefesiyle neyden yükselip;
Perişân eyleyen sesti meselâ.
Bir ana gibiydi şefkatli yârdı,
Üstüme titrerdi; sevip, sayardı.
Kaşını çatmaktan hicâb duyardı;
Durup dururken de küstü meselâ.
Acı, tatlı nice günler devirip
Bunu da yaşadık zamana erip.
Başını bir yana, şöyle çevirip
O gül cemâlini astı meselâ.
Yaprağa, dikene, güle gülerdi
Kendini unutup ele gülerdi.
Ağlanacak hâle bile gülerdi;
Aslında; bence o yastı meselâ.
Bir anda altına düştük eleğin,
Sustum, söylemedim bu güne değin.
Gün göstermeyen şu kahpe feleğin,
Biraz da bizeymiş kastı meselâ.
Yaşandı ve bitti elemli dünler,
Neler getirecek kimbilir günler?
Sanki yaşanan o bütün hüzünler,
Hayallerimdeki sisti meselâ.
Esat ANIK - 07.12.2007 (05.10)
|
| 08.12.2007 | Yorumlar(0) |
| |
| Aşk / 2 |
Bu yüzden Mecnun`dur Kays -
Takvim yapraklarının buyruğuna darılıp
Geçmişi yok sayarak ahiri sormaktır aşk.
Sürgün olmuş şeytanın kuyruğuna sarılıp
Gerçeğin gölgesine zahiri sormaktır aşk.
Kurumuş bir ağacın tomurcuksuz dalına
Toprağı hicran kokan bir çiçeğin falına
Sonu hüsranla biten bir peri masalına
Zühre`yi tanımadan Tahir`i sormaktır aşk.
Bazen günahtır biraz, tarih boyu kızılmış
Bazen boş bir mezardır, aynalara kazılmış
Oysa bir yeşil göze kirpiğiyle yazılmış
Şiiri okumadan şairi sormaktır aşk.
Sevda tohumlarını gönülden biçe biçe
Yol alırken anılar bir hiçten diğer hiçe
Bir suç gibi apansız,sessizce; içten içe
Bedeni işgal eden zehiri sormaktır aşk.
Yarını ihtimalle dünü hasretle anıp
Göç eden her yıldızı gönlüne murat sanıp
Bir yağmurun altında sırılsıklam ıslanıp
Okyanus ortasında nehiri sormaktır aşk.
Sonu mutsuz rüyalar uyuyorken kolunda
Dinmeyen bir sızıdır bedenin en solunda
Ve yorgun bir gönülden eve dönüş yolunda
Karanlık bir geceye şehiri sormaktır aşk.
Yavuz DOĞAN
|
| 07.12.2007 | Yorumlar(0) |
| |
| ÂŞIKLAR DERGÂHI |
Muhabbet bağının gönlü şir``leri
Gönlümü post gibi sermeye geldim
Edep dergâhının koca pirleri
Hakikat sırrına ermeye geldim
Bu dergâh odur ki özler pişirir
Âşk ile yakarken sözler pişirir
Nefs``e hâkim olur yüzler pişirir
Bir lahza kendimi sormaya geldim
Ma``na erlerinin gönül sesiyle
Şiir de edebin bâde tasıyla
Nefsimin önünde durup pusuyla
Kibrimi burada vurmaya geldim
Söz odur içinden hikmeti akar
Söz odur meclise huriler bakar
Dergâhın irfanı ümmiler yakar
Ayna da kendimi kırmaya geldim
Âşıkları gördüm nice civanlar
Saçılmış ortaya gül-i divânlar
Eşyanın sırrında âşk``ı sevenler
Gönlümün harcını karmaya geldim
Sözümüz latiftir dahi serindir
Makberî``nin özü sır da derindir
Dediler bu meclis senin yerindir
Sizlerde kendimi görmeye geldim
Makberî-Ahmet Akkoyun
|
| 01.12.2007 | Yorumlar(1) |
| |
| Bir dostum, şöyle derdi ? |
Tüm arkadaşlarını kır, dostlarını üz!
sonra dön "özür" dile!
AMA sakın şunu unutma?
açılan yara kapatılmaz
SAHTE bir söz ile...
Kaynak: Adnan Bilgiç |
| 16.11.2007 | Yorumlar(0) |
| |
| BAŞIM BELADA |
Nazlı yar kalbinden hayır eylemiş,
Sevaba teşekkür etmeden olmaz...
Gönül dergâhına buyur eylemiş,
İcabet sünnettir, gitmeden olmaz...
Belli ki, âlemde namımı duymuş,
Korkarım sonunda şeytana uymuş.
Paspasın altına anahtar koymuş
Başımda dumanlar tütmeden olmaz...
``Parklardan çiçekler yol da gel`` diyor,
``En hınzır içkiyi bul da gel`` diyor,
``Leblebi, çekirdek al da gel`` diyor,
Bakkala borcum çok, bitmeden olmaz...
Kadehe sabrımı dökmeliymişim,
Şarap tan önce ben bitmeliymişim.
Güneş ışımadan gitmeliymişim;
Vallahi horozlar ötmeden olmaz...
Beyaz ellerine kınalar çalmış,
Kendince tatlı bir hayâle dalmış.
Aklından zoru var... Gelinlik almış!
Bekârlık canıma yetmeden olmaz...
Ali ERDİNÇ
|
| 22.09.2007 | Yorumlar(0) |
| |
| YİNE DE SEN BİLİRSİN |
Hemen gelirim diye çekip gittiğin yerden
Ne beni çağırırsın ne de kendin gelirsin
Ayrılığın ateşi iki gönülü birden
Yakar diyorum amma yine de sen bilirsin
Hep sen bilirsin zaten her şeyin zamanını
Küsmenin gereğini sevişmenin ânını
Tek taraflı yaşantın bir gün tatlı canını
Sıkar diyorum amma yine de sen bilirsin
Ne gözünü yaşartır solan kıpkırmızı gül
Ne kalbini sızlatır feryâd eden bir bülbül
Nasıl severse sevsin bir anda deli gönül
Bıkar diyorum amma yine de sen bilirsin
Ne yaptım sana bilmem ne istiyorsun benden
Yaşadığımız günler iyi değil mi dünden
Ettiğin zulümlerin acısı sonra senden
Çıkar diyorum amma yine de sen bilirsin
Ben talihi taşlarım kaderim beni taşlar
Gerçek sevgi bilinse böyle çatılmaz kaşlar
Ayrılık kolay değil gözünden kanlı yaşlar
Akar diyorum amma yine de sen bilirsin
YİNE DE SEN BİLİRSİN ZATEN HEP SEN BİLİRSİN
Esat ANIK
04.09.2007 / 04.00/ |
| 05.09.2007 | Yorumlar(0) |
| |
| Git-mê |
Git-mê
ne olursun, dur!
Gidersen eğer;
tüm çocuksu gülmelerim
kaleme düşen nağmelerim
hece hece gecelerim
sevinçlerim
Veya
dün`e dair ne varsa
gelecekten arta kalan
ismini koyamadığım
koysamda tutamadığım
`hasretin` sahipsiz kalır!
örtemez dudaklarımı...
Git-mê
ne olursun dur!
Gidersen eğer;
siyah sarmaşıklar sarar
evimin dört bir yanını
begonyalar küser
toprağına
Esir düşer `aşk`
ayrılığın dayanılmaz
tarifi mümkün olmayan
`o` cellat kahkahasına...
Gidersen eğer;
tüm sokakların, lambaları söner
perdeleri çekilir, caddelerin!
şehirlerin, sevgilerin
Ölüm kol gezer,
öfke kusunca yüreklere!
gidersen eğer `dost` dostluk ölür!
dostluklar, mahallesinde...
Git-mê
ne olursun dur!
gidersen eğer;
binlerce duvar
örerim yollarına
Dağları taşırım gerekirse
denizleri yutarım!
gökyüzünü!
bindiğin uçağı!
çekerim, nefesimle...
Dur,
ne olursun git-mê
Allah, kitap, peygamber, kul aşkına
git-me dedim sana!
Ama yok
gideceğim dersen eğer inatla!
ne olursun, gittiğin yerden
dön, dön geriye...
29.08.2007 / 04:45 / Kumbağ
Adnan Bilgiç
Not:
bu nağmeler `Ulviye Savtur` dostuma ithafen yazılmıştır.
Ablacım, mecbur kalmadıkça, etme dostlarına veda... |
| 02.09.2007 | Yorumlar(0) |
| |
| Sen paslı bir çivi |
Ebruli gönlüme yaren ettiğim
Gözlerime düşen iki damla cemrem
Sen tunç bileğim ikbal sevinçlerim
Sen paslı bir çivi kalbim de kalan.
Hece hece dudağıma yapışan
Kara dutum çingenem uğurumsun
Sen şu zahir ömrüme giren tek gül
Paslı bir çivi kalbime son kalan.
Sen içilmesi yasak olan zehir
Sen kalbim den çıkmayı reddeden aşk
Sen paslı bir çivi kalbim de kalan
Çektikçe! gün be gün canımı yakan...
31.07.2005 / İstanbul
Adnan Bilgiç
|
| 22.08.2007 | Yorumlar(0) |
| |
| MÜREKKEP.WEB.TR |
Sevgili Şiir Yürekler,
Edebiyatımıza hizmet etmek adına yaptığım çalışmalara, yeni bir çalışma daha eklenmiş,
MÜREKKEP Kültür, Sanat, Edebiyat Serisi okuyucusu ile buluşmuştur.
Bilgi almak için …
www.murekkep.web.tr
hizmetinizdedir.
Ulviye Savtur
|
| 18.04.2007 | Yorumlar(1) |
| |
| Eylül‘ü Yitirdim Avuçlarında |
Kaç bahar yaşadım, kaç bahar sensiz
Islak gülüşlerde, ruhsuz.. bedensiz..
Bu mevsim de geçti bak yine sensiz
__ Eylül‘ü yitirdim avuçlarında
__Cansız resimlerde bakışlarında..
Hazan yaprakları tek tek düşerken
Zaman hasretinle akıp geçerken
Kaneviçe gibi işlemek varken
__Eylül‘ü yitirdim avuçlarında
__Söküldüm sevdanın nakışlarında..
Belki de son tango, belki son dansım
Zaten hiç olmadı, hiç yoktu şansım
Boşa umutlanıp gelir sanmışım
__Eylül‘ü yitirdim avuçlarında
__Umuda kor olup yakışlarında..
Adı yaşamaksa ben hâla varım
Varlığım yük artık ona yanarım
Çağlamıyor sustu, kuru pınarım
__Eylül‘ü yitirdim avuçlarında
__Yaş olup gözümden akışlarında..
Olmasın her ay`ım sevdama konu
Bak, yine bitiyor hüzünlü sonu
YAZGI`m her Eylül`de hatırla onu
__Koluna `ayrılık` takışlarında
__Koluna `ayrılık` takışlarında..
04.10.2006 / Almanya
Hilmi Yazgı
|
| 11.04.2007 | Yorumlar(0) |
| |
| TÜRKÇE |
“Bugünden sonra divanda, dergâhta, barigahta, mecliste, meydanda, Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır.”
1277 Karamanoğlu Mehmet Bey
***
“Türk Milletinin dili, Türkçedir. Türk Dili dünyanın en güzel, en zengin ve en kolay dilidir.”
“Türk Dili, Türk Milletinin kalbidir; beynidir.”
“Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli hissin inkişafında başlıca müessesedir. Türk Dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki bu dil; şuurla işlensin.”
Mustafa Kemal Atatürk
***
“Türklüğün vicdanı bir
Dini bir, imanı bir;
Fakat hepsi ayrılır
Olmazsa lisanı bir.”
Ziya Gökalp
|
| 02.04.2007 | Yorumlar(1) |
| |
| İNAN AĞLAYACAKTIM |
Göz kırptı yalnızlıklar geliyorum der gibi,
İçim ürperdi birden hemen resmine baktım.
Bir his sardı ruhumu, dert gibi, keder gibi,
Öyle hüzünlendim ki inan ağlayacaktım.
Gece katran karası, ruhum karadan kara,
Hicranın bu gönlüme açtı devasız yara,
Rengi soluk resmindi bende kalan hatıra,
Öfkeme mağlup olup o hatırayı yaktım.
Çaresiz kimsesizdim, en kötüsü sensizdim,
Birçok neden aradım sonuçta nedensizdim,
Kim bilir sana göre belki de çok densizdim,
Bu garip duygularla seni sana bıraktım.
İşlendi nakış, nakış öfkem benliğe, öze,
Yangın yeri yüreğim doydu ateşe, köze,
Baharım döndü güze, gerek yok fazla söze,
Demek ki beyhudeydi, ben bu aşka ıraktım.
Ramazan Alemdar
|
| 30.01.2007 | Yorumlar(0) |
| |
| AŞK KAHVESİ |
Bana bir kahve yap türkü tadında,
Kırk yıl değil, yüz yıl hatırı olur.
Meşhur olsun “aşk kahvesi” adında,
Kırk yıl değil, yüz yıl hatırı olur.
Sevdamızın ateşinde pişirsen,
Üzerine cemâlini düşürsen,
Gözlerime dalıp biraz taşırsan,
Kırk yıl değil, yüz yıl hatırı olur.
Cezvesini kinden uzakta tutsan,
Şekerin yerine tatlı dil atsan,
İçine birazda muhabbet katsan,
Kırk yıl değil, yüz yıl hatırı olur.
Fincan yoksa avucunda içerim.
Bir sigara yakar, zevkten uçarım,
Sana niyet tutar fal da açarım,
Kırk yıl değil, yüz yıl hatırı olur.
Göğsüne yaslansam seni yormadan,
Gönül bardağınla su ver, kırmadan,
Bir küçük öpücük kimse görmeden,
Kırk yıl değil, yüz yıl hatırı olur.
ŞAHİN YILMAZ
|
| 27.01.2007 | Yorumlar(0) |
| |
| ENKAZ |
Çok mu sevdin hiç mi sevmedin beni?
Ya hissetmedim ya bilemedim belki
Unutmak zor gibi ama sen başardın
Senin başardığını ben hala başaramadım
Daha dün gibi gözlerimde tüm anılar
Senin sildiğini sandığın bütün hatıralar
Yüreğimde sızlamaya başladı bak yine
Korkuyorum hatırladıkça yıldızlar kayar diye
Artık sığınabileceğim bir gönül kalmadı
Herkes gibi o da unuttu beni,aldattı
Şimdi bana kim hayallerimi anlatacak?
Hayalini kurduğum düşlerimde yaşayacak?
Bana bir adım atsaydın sana inan koşardım
Keşke gitmeseydin gururumu kenara atardım
Ama artık zamanı geri getiremeyiz biz
Fark etmediğin büyük aşkın enkazları gibiyiz
Feyza SEVÜK
|
| 27.01.2007 | Yorumlar(1) |
| |
| İMKANSIZ AŞKIMA |
gecenin karanlığı çökmüş üzerime
yokluğun vurmuş yine gözlerime
biraz da hasretin sinmiş yüreğime
nerdesin?
yıldızlar kadar uzaksın bana,biliyorum
ama o kadar içimdesin ki
ne kimsenin gücü yeter seni benden almaya
ne de ben karşı koyabilirim sana duyduğum aşka
hiç söyleyemedim ama ben hep aşıktım sana...
gülüşün müydü beni kendine çeken?
ne dediğini hiç anlayamadığım gözlerin miydi yoksa?
ya da benden esirgediğin o iki kelimeyi
bir kez olsun söylemen ümidi miydi?
ellerin miydi bir türlü ulaşamadığım?
sebebi ulaştığımda kaybetmek korkusu muydu gözyaşlarımın?
güneşi kaybetmek korkusu güneşi kaybetmekten daha zor
aldığım nefes gibisin,nefes alamıyorum
içtiğim su gibisin,susuzum
dayanılmaz olmuş yokluğun...
bana yakın olduğunda imkansızlığını hissediyorum
bana uzak olduğunda yokluğuna sarılıp ağlıyorum
hangisi daha çok üzüyor beni bilmiyorum
tek bildiğim zamanım daralıyor
bu yükü taşıyamıyorum artık
gelip beni bulmana ihtiyacım var
yine elimden tutup kaldırmana ihtiyacım var
benim sana ihtiyacım var
sadece sana,çünkü sadece seni
ben bir tek seni seviyorum...
Feyza SEVÜK
|
| 25.01.2007 | Yorumlar(2) |
| |
| Necatigil ödülü |
Necatigil ödülü şairleri bekliyor
1979 yılında vefat eden şair Behçet Necatigil anısına ailesi tarafından konulan Necatigil Şiir Ödülü, 2007 yılında da şairin doğum günü olan 16 Nisan`da verilecek. Ödüle, Mart 2006 ile Şubat 2007 tarihleri arasında yayımlanan şiir kitapları aday olabiliyor.
Ödülün seçiciler kurulu Füsun Akatlı, Prof. Cevat Çapan, Mehmet H. Doğan, Haydar Ergülen, Doğan Hızlan, Mehmet Taner ve Prof. Tahsin Yücel olarak belirlendi. Katılmak isteyenlerin 15 Mart 2007 tarihine kadar müracaat etmeleri gerekiyor. (0 212 293 06 65)
***
Behçet Necatigil Ödülü Belli Oldu
Türk şiirinin ustalarından Behçet Necatigil anısına, ailesinin düzenlediği ve 1980`den beri her yıl dağıtılan ödül, 10 Nisan Pazartesi akşamı Taksim Park Mühendishane`de düzenlenecek törenle sahibine verilecek.
Füsun Akatlı, Cevat Çapan, Mehmet H. Doğan, Haydar Ergülen, Doğan Hızlan, Hilmi Yavuz ve Tahsin Yücel`den oluşan seçici kurulun oyçokluğuyla seçtiği "Çevre Çitin Üzerinde Yağmur", Mehmet Taner`in 1995-2005 yılları arasındaki çalışmalarının bir bölümünü içeriyor.
Mart 2006`da Dünya Yayınları`ndan çıkan kitap, imgeye ağırlık veren bir şiir anlayışının ürünlerini yansıtıyor. 4 Aralık 1946 Nevşehir doğumlu Taner, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü`nü bitirdikten sonra TRT Ankara, Erzurum, Hakkari, Kars ve Van radyolarında spiker ve yapımcı olarak çalıştı. Çeşitli edebiyat dergilerinde şiirleri yayınlanan şair, 1970 Tek Şiir dalında TRT Ödülü, 1981 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü ve 2000 Akdeniz Altın Portakal Şiir Ödülü sahibi.
|
| 24.01.2007 | Yorumlar(0) |
| |
| ALABİLİRSEN AL |
Hacı Bayram-ı Velî`nin doğduğu Zülfadl (Sol-Fasol) köyünden bir genç askere çağrılmıştı. Yetim olan bu temiz genç, babasından kalma birkaç altınını, annesinden kalan hâtıra bilezik ve küpleri emânet edecek bir kimse bulamadı. Hepsini küçük bir çekmeceye koyup, Hacı Bayram-ı Velî`nin türbesine getirdi. Türbeyi ziyâret edip;
"Yâ hazret-i Hacı Bayram-ı Velî! Beni vatanî vazifemi yapmak için çağırdılar. Annemden ve babamdan kalma şu hâtıraları emânet edecek bir kimse bulamadım. Bu küçük çekmeceyi zâtı âlinize emânet bırakıyorum. Eğer askerden dönersem, gelir alırım. Şâyet dönemezsem, istediğiniz bir kimseye verebilirsiniz!" diye münâcaat etti.
Sonra çekmeceyi sandukanın kenarına koyarak ayrıldı.
Aradan yıllar geçti. Gencin askerliği bitti ve emânetini almak üzere Hacı Bayram-ı Velî`ye geldi. Ziyâretini yapıktan sonra, çekmeceyi koyduğu yerde buldu. Hiç dokunulmamıştı.
Orada türbeyi bekleyen türbedâra;
"Bu çekmece benimdir. Askere gitmeden önce emânet bırakmıştım. Şimdi alıyorum." dedi.
Türbedâr;
"Tabi, alabilirsen al. Çünkü ben, bir defâsında bu çekmecenin yerini değiştirmek istedim. Fakat bütün uğraşmalarıma rağmen yerinden bile oynatamadım. Bunda bir hikmet olduğunu düşünerek, bir daha elimi bile sürmedim."
Genç, çekmecenin yanına gelip, Hacı Bayram-ı Velî`ye teşekkür etti ve emânetini alarak köyüne döndü.
|
| 19.01.2007 | Yorumlar(0) |
| |
| Oyalı Yazma Başında |
Oyalı da yazma başında
Oyaları kaşında
Yeter beklettiklerin
Çeşmelerin başında
Eğmeli yavrum eğmeli
Fistan yere değmeli
Bir yiğidin sevdiği
Dünyalara değmeli
Ben armudu dişledim
Sapını gümüşledim
Sevdiğim ismini
Mendilime işledim
Eğmeli yavrum eğmeli
Fistan yere değmeli
Bir yiğidin sevdiği
Dünyalara değmeli
Sürahimi doldurdum
Baş masaya koydurdum
Uyuyan gözlerini
Sevdim de uyandırdım
Eğmeli yavrum eğmeli
Fistan yere değmeli
Bir yiğidin sevdiği
Dünyalara değmeli
(Ankara Türküsü)
Ankara / Elmadağ-Bayram Aracı-Muzaffer Sarısözen
|
| 18.01.2007 | Yorumlar(0) |
| |
| Başındaki Yazmayı da Sarıya mı Boyadın |
Başındaki Yazmayı Da
Sarıya Mı Boyadın
Neden Sararıp Soldun Da
Sevdaya Mı Uğradın
Tokat’tan Mı Geliyon Da
Yar Sen Almuslu Musun
Ben Sana Varacağım Da
Söyle Namuslu Musun
İçliğimin Yakası Da
Sıra Sıra Nakış Yar
Gurban Olam Boyuna Da
O Ne Biçim Bakış Yar
Yola Yolladım Seni De
Yollar Yollasın Seni
Hızır Elinden Tutsun Da
Bana Yollasın Seni
(Tokat Türküsü)
Kaynak Kişi Mihrican Bahar-Yücel Paşmakçı
|
| 17.01.2007 | Yorumlar(0) |
| |
| Ş.DİNÇAL |
Ş. Dinçal, kişiliğine, dürüstlüğüne, insanlığına, beyefendiliğine, kadirşinaslığına ve kalemine saygı duyduğum, hayran olduğum, özel bir dost, tanımakla gurur ve mutluluk duyduğum canım arkadaşımdır.
İfadelerimde herhangi bir abartma yoktur. O her zaman çok mütevazidir. Anlatamadığımı, yazısını okuduğunuzda anlayacaksınız.
Sevgili Dinçal, iyi ki varsın. Allah var etsin.
BİR ÖZ ELEŞTİRİ
Lise ve üniversite yıllarında yazdığım şiirler kaybolunca uzun süre yazamadım. İlk zamanlar serbest bir şeyler karalıyor şiir olduğunu sanıyordum. Uzun suskunluğun arkasından, belki de yöremin özelliği, belki başka nedenlerle, hece veznine ilgi duymaya başladım. İlk şiirimin, bir dergide yayımlanmasını hiç unutmuyorum. Kendimi bir şey sanmaya başladım, Bazı meşhur şairlerin eserlerine bakarak, onlarda kusur arayıp buluyor, kendimi bir yere gelmiş sanıyordum. İlk üç kitabım da bu havayla çıktı. Kimse de beni eleştirmiyordu. Okudukça yazdıkça hatalarımı anlamaya başladım. Ama iş işten çoktan geçmişti. Çıkan üç kitapta, güzel şeyler vardı ama, kafiye hataları yer yer durak hataları, belki şiirde bütünlük hataları vardı. Belki hâlâda var. Olabiliyor. Göremiyorsunuz. Bu gün ki aklım olsa, o kitaplardan en az 150-200 şiiri çıkarırdım. Diğerlerini de, gözden geçirirdim.
Bunu neden söylüyorum. Adıyla birlikte, bu site, bir edebiyat sitesi olduğuna göre, hoşgörünüze sığınarak bir öneride bulunmak istiyorum.
Bilmeden eleştirmek ne kadar yanlışsa, iyi olmayan bir şeye iyi demenin de, o kadar yanlış olduğunu düşünüyorum. En azından, eleştirilen kişiye, haksızlık diyorum. Serbest ve aruz vezni ile yazılan şiirler konusunda haddimi aşmak istemiyorum. Hece ile yazılanlar konusunda, bir iki şey söylemek isterim.
Hece vezninin geleneksel kuralları vardır. Hece vezninin üç önemli kuralı
1-Hece sayısı 2-Durak 3.Kafiye dir ve olmazsa olmazlarıdır.
Bu kuralların bilinmesi gerekir. Redifi, ses benzemesini kafiye olarak görüp, durak hatalarıyla yazılan bir şiirin, kuralları çok iyi bildiğini düşündüğüm birisi tarafından, övgüler dizilmesini anlaşılır bulmuyorum ve şiiri yazana haksızlık olarak değerlendiriyorum. Kabul ediyorum. Marifet iltifata tabidir. Ama bu şekilde bir yere varamayız sevgili dostlar. Hepimiz duygularımızı ifade etmeye hem de güzel ifade etmeye çalışıyoruz. Aynı durumları ben yaşadım. Yazalım, hata da yapalım. En erdemli ve cesur davranışlardan biri, hatayı kabul etmektir. Aksi taktirde,gelişemeyiz ve hatamızı düzeltemeyiz. Eleştirilere açık olmalıyız. Neden eleştirildiğimiz değil, hangi amaçla yapıldığı önemlidir diye düşünüyorum. Gelin kimseyi üzmeden,başka gâye gütmeden, şiir adına, edebiyat adına, güzellik adına, hem eleştirilere açık olalım, hem de yanlışın üzerine, bir başka yanlışla gitmeyelim. Unutmayalım ki bir şey zamanında yapılırsa, değer ifade eder. Söz zamansız, söz mekânsızdır. Onu tutmak, mümkün değildir. Yazı kalır ve bir gün, hiç ummadığımız bir anda, karşımıza çıkar. Hepimizin Türk şiiri adına sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorum.
Edebiyat dünyasının yakından tanıdığı bir dost ; Şiir adına yola çıkanların edebiyatımıza girmiş serbest aruz ve hece vezinleri konusunda, bilgi sahibi olmaları gerekir. Yazmaları şart değil, bilmeleri gerekir; diyor ben de katılıyorum.
Hepimizin mesleği, tahsili, sosyal durumu ne olursa olsun, birbirimizden öğreneceğimiz şeyler vardır. Hiçbir insan yoktur ki, ondan öğreneceğimiz, bir şey olmasın. Herkesin doğrusu, güzeli kendinedir. Göreceli bir kavramdır, Kâbul ediyorum. Yalnız genel kural haline gelmiş, bazı kurallar vardır ki, bu yolda yürüyenlerin,bunları bilmesi, öğrenmesi, yazarken ve eleştirirken bunlara dikkat etmesi gerekir. Ben başta da söylediğim gibi bunun sıkıntısını çok çektim ve hâlâ da çekiyorum.
Şiir dinletilerinde, radyo programlarında da, bu hatalar yapılıyor. Edebi değeri olmayan, hatta hiçbir şey ifade etmeyen, nice yazıları alkışlıyoruz. Karşımızdaki insanı kırmak istemiyorsak hiç değilse suskun kalmamız gerekmez mi? Hepimizin çevresinde, kendini büyük şair olarak gören, nice insan var. Bazılarımız yüzüne değilse bile, arkasından gülüyoruz. Hiçbir insan bunu hak etmiyor sevgili dostlar. Yanlış anlaşılmasın, ben kendime, şimdiye kadar bu kelimeyi (ŞAİR) lâyık göremedim. Mütevazılık olarak kabul etmeyin. Beni tanıyanlar bunu çok iyi bilir. Bunu çok ağır bir mesuliyet olduğunu bildiğim için. Zaman bunun kararını zaten verecektir.
Bu yazıyı, bir dostun, küçücük bir önerisi kâbul edin. Lütfen tanıdığınız sevdiğiniz biri bile olsa güzel veya kuralına göre yazılmamış olanlara övgüler sıralamayın. Bunun en çok zararını o kişi görüyor.
Son bir söz;
Herkesin hata yapma hakkı var yapılır da. Ben de yapıyorum. Bazen göremiyorsunuz. Bazen de çaresiz kalıyorsunuz.
Beni bu güne kadar, gerçekten iyi olma adına eleştiren, yol gösteren emeği geçen dostlarıma hocalarıma sonsuz şükranlarımı sunuyorum.
Ş.DİNÇAL
|
| 11.01.2007 | Yorumlar(0) |
| |
| ALLAH AŞKINA |
Elimi ellerine aldığın zaman varım
Gidip başka bir eli tutma Allah aşkına
Halimi gözlerinin insafına bıraktım
Ne olur kaşlarını çatma Allah aşkına
Yanındayken gözlerin beni uzakta arar
Gitsem, hasretim sensin, kalsam, bu hâlin yorar
Her şey bittikten sonra pişmanlık neye yarar
Ufkumdan bir an bile batma Allah aşkına
Benim bütün varlığım yalnız senden ibaret
Ruhum yoluna düştü canım tenden ibaret
Severken durdu zaman vakit günden ibaret
Beni gölgenden öte atma Allah aşkına
Ben sensiz yaşayamam biliyorsun pekâlâ
Öyle yabancı gibi duruyorsun ne âlâ
Gün be gün eriyorum gözün görmüyor hâlâ
Günahının üstünde yatma Allah aşkına
Dalgalar denizinden bir gün ayrı durur mu
Gidip başka bir yerin kıyısına vurur mu
Aramıza giren ne, kıskançlık mı, gurur mu
Sevgiye başka şeyler katma Allah aşkına
Beni gölgenden öte tutma Allah aşkına
Şevki DİNÇAL
|
| 10.01.2007 | Yorumlar(0) |
| |
| BAŞKENT’TE KOLTUK MEYHANELERİ |
İşte böyle kardeşim,
İşte böyle Salih,
Akşamlar olmaya görsün bir kez,
Buğusu üstünde bir somun gibi tütmeye başlar,
Gözümde arkadaşlar,
Gözümde bu dertli kent’in en dertli yeri:
Koltuk meyhaneleri!...
Bağlasalar duramam Salih,
İple çekerim paydos zilinin çalmasını…
Boşsa cebim,
Daktilo kızlardan borç alıp “Derdalan” parasını,
Herkesten önce ben düşerim o yere,
O yerdeki köşeme,
Yumulurum şişeme…
Alışılmış bir düzendir bu bozulmaz,
Daha ilk bardakta bir sökündür başlar,
Her günkü arkadaşlar
İşte suskun,
Cebe dargın,
Yorgun argın
Boy verirler şöyle bir bir !
Gene en başta Mehmet İspir,
Arkasından Zavrak İsmail’le postacı Kemal,
Hüzzam Hayri, Teğmen Ali, emekli Nedim…
Derken efendim,
Gözlerinde gülüşlerin en tatlısı, koltuğunda ney,
Hey gidi dünya hey !
O herkesin bildiği eski spiker:
Doğan Ülker !...
Bu yerlerde harcadım Salih, işte bu yerlerde,
O pırlanta gençliğin neyse bütün varını…
Düşünmedim yarını,
Düşünmedim,
Karların böyle birdenbire bastırıp, birdenbire yağacağını
Ve bu yerlerin bizi,
Alınterimizi
Sağmal bir inek gibi sağacağını,
Düşünmedim kardeşim, düşünmedim…
Sararan yapraklarıyla geliverdi güz,
Uçtu gençlik, çatladı nar !
Örtük bütün kapılar !
Gayrı elden ne gelir?
Olan oldu, biten bitti…
Orhan’la Cahit bile bu uğurda gitti !...
Bu uğurda gitti Macar Mustafa’yla Kerim Renda
Sebzeci Ali, eskici Ramo, tornacı Hikmet, balıkçı Haydar…
Ne o ? gözlerim mi doluktu !
Ayıplama be Salih,
Ayıplama be kardeşim !
Benim de işte şurada,
Şuracıkta, şu kıllı göğsüm altında,
Kanayan bir yerim var !...
Ama kimse bilmez !
Kimse bilmez kardeşim nasıl bir insan olduğumu
Akşamları böyle niçin bardaklarla boşalıp,
Bardaklarla dolduğumu
Kimse bilmez…
Dün yine aybaşıydı,
Olmaz olsun,
Delik geniş, yama dar !
Gözlerimin önünden geçtiler şöyle bir bir,
Asık suratlı alacaklılar !...
Utancımdan uğrayamadım semtine kasapla manavın
Geçemedim dükkanı önünden bakkal Mustafa’nın…
Ağlamaklı bir ah çekip yürekten…
Suçlu bir insan gibi saklanıp gizlenerekten
Gittim işime !...
Biliyorum Salih, biliyorum,
Küfretmişlerdir gene, gelmişime, geçmişime !
Ama neylersin,
Ne söylersin ?
Bu ay da veremedim ev kirasını,
Ve bu sabah tutuşturup eline beş on kuruşluk yol parasını,
“seni annen istiyormuş !” dedim,
El kızını bile sepetledim !
Ben böyle olacak adam mıydım, böyle olacak adam mı Salih ?
Neyleyim elimden tutmadı talih…
“Kader böyle imiş ne söylesem boş !...”
İçsem şaraptan,
İçmesem ıstıraptan,
Sarhoşum Salih, sarhoş…..sarhoş…sarhoş
Rıza Polat AKKOYUNLU ( 1911- 1970 )
|
| 09.01.2007 | Yorumlar(0) |
| |
| BAYRAM |
Gelişin fakirin bağrına taştır,
Yokluğun kökünü kaz da gel bayram.
Bana dostlarımdan selam ulaştır,
Bütün düşmanlığı boz da gel bayram.
Bayramlar Bosna`da kanlı savaştır,
Kerkük`te, Musul`da gözlerde yaştır.
Halbu ki her yerde insan gardaştır,
Bütün gönüllere yaz da gel bayram.
Kadın, yaşlı, çocuk büsbütün yasta,
Titreyip dururlar yağmurda pusta.
Aç çıplak gezerler hepside hasta,
Şifa dağıtarak toz da gel bayram.
Ayaz`ım sevdanın sırrına erdim,
Muhabbet bağından goncalar derdim.
Karda kışta geçen ne günler gördüm,
Birgün de baharda yazda gel bayram
Ahmet Ayaz
|
| 27.12.2006 | Yorumlar(0) |
| |
| YAKACAK GİBİ BAKSIN...! |
Seninle başlar-biter, benim hayat hikayem;
Tek emelim, tek arzum, tek isteğim, tek gayem;
Yüreğimde, sol yanda, dudaklarında payem;
Varsın, şeydâ bülbülüm, gülü koluna taksın;
Gözlerin gözlerime, yakacak gibi baksın! ..
Tutuştursun hislerin beni yanardağ gibi;
Öyle bir ateş olsun, mahşer-i kübrâ gibi;
Beni başından savma ‘yarın’la, ‘sonra’ gibi;
İsterse derya-deniz yokuş yukarı aksın;
Gözlerin gözlerime, yakacak gibi baksın! ..
Seni görünce bilmem, ellerim ayaklarım;
Sıkıştırma, dur biraz, kızardı yanaklarım;
Gece-gündüz demeden, ismini sayıklarım;
Kalbime aşk mührünü, senin ellerin çaksın;
Gözlerin gözlerime, yakacak gibi baksın! ..
Kıskansın tarih yazan Leyla’yla Aslı seni;
Cümle âlem sazların, cümbüşle faslı seni;
Kim görür, kim inanır, vallahi yaslı seni;
Rabbimin huzurunda, iki cihanda haksın;
Gözlerin gözlerime, yakacak gibi baksın! ..
Dışarda yağsın yağmur, hiddetlensin gökyüzü;
Fırtınalar, boranlar, yırtılsın göğün yüzü;
Bu, aşığın sana son, son ricası, son sözü;
Dudakların tenime aşkın tâcını taksın;
Gözlerin gözlerime, yakacak gibi baksın! ..
Ali Altınlı
|
| 06.11.2006 | Yorumlar(2) |
| |
| ÜNVANLI ŞAİRLERİMİZ |
Şair. Ne güzel bir kelime. Nasıl ki şiirin milyonlarca tarifi varsa, şairin de herkese göre bir tarifi var. `Şair, belli bir yolu şiar edinmiş, şuurlu, bilinçli, halkının önünde olan, yol gösterendir. Şair karşılık beklemeden sürekli kendinden veren, toplumun üzerinde etkisi görülen ve etkisi hissedilen, atiden maziye, maziden atiye seslenebilen bir bilge insandır`.
Toplum üzerinde etkisi görülen ve hissedilen dedim ya... Burası çok önemli bence.
Bakın Yunus Emre`ye yüzyıllar öncesinden bu güne ulaşıyor. Her şeyiyle halâ cap-canlı. Devlet adamından, çobanına kadar herkesin üzerinde etkisi mevcut. Konumuz Yunus değil ama, nedir Yunus`u etkin kılan. Saf Türkçesi, şiir ve arı dörtlükleri kulaktan kulağa, dilden dile, felsefesi kitaplardan gönüllere aktarılmakta. Ciltler dolusu kitap yazılmakta.
Pek duyulup bilinmese de Yunus`a bir şairlik ünvanı vermiş milletimiz. `Vuslât ve Sevgi Şairi` demiş Yunus`a. Açalım okuyalım şiirlerini.
Örneklerimizi çoğaltırsak Namık Kemal çıkar karşımıza Vatan hasreti, sürgün yılları düşmüş yüreğinden kağıda `Vatan ve Hürriyet Şairi` dedirtmiş kendisine.
İstiklâl Şairimiz Mehmet Akif Ersoy.
Ve yine 1980 yılında Türk Edebiyatı Vakfı tarafından verilen beratla `Sultan-Üş Şuara` (Şairlerin Sultanı) ünvanı verilen üstad Necip Fazıl Kısakürek `Mukaddesat Şairi` diye bilinir.
Adana`da öğretmenliği sırasında, yine Adana`nın kurtuluş günü olan 5 Ocak heyecanıyla Bayrak şirinini yazan Arif Nihat Asya Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor Şiiriyle de `Bayrak Şairliği` ünvanını perçinlemiştir.
İşte toplumu etkileyen, etkisi milletçe hissedilen şairlerimizi böyle anmış ve böyle ölümsüzleştirmiştir insanımız. Böyle bir ünvanla anmış şairini. Bayrak Şairi demişiz A.Nihat Asya’ya, İstiklâl şairi demişiz Mehmet Atif`e. Necip fazıl`a Mukeddesat Şairi.
Peki milletimiz her şaire ünvan vermiş midir. Elbette ki hayır.
Verilen bu ünvanların bir yazısı, belgesi yok. Bir yüreğe karşılık bir millet yüreği var ortada. Şairin verdiğine karşılık bir ödül var, bir takdir var milletimizden.
Günümüze geldiğimiz zaman daha çok şarkı sözlerinden tanıdığımız, ismini duyduğumuz, sözlerini yazdığı şarkılarını severek dinlediğimiz (Bu güne kadar tanıma ve de tanışma fırsatım olmadı ama) Cemal Safi`de `Aşk Şairi` olarak tanındı insanlarımızca.
Yine fantazi şarkı sözleriyle tanınan ve “Yakılası Şiirler” isimli kitabıyla şairler kulvarında yer almaya çalışan, halkımızın yüzünü daha çok magazin programlarından bildiği ve tanıdığı Ahmet Selçuk İlkan`da kendisine `Ayrılıkların şairi` ünvanını vermiş. Ya da sevenlerince verilmiş. Kabul görür veya görmez.
Geçenlerde bir şiir sohbetinde konu buraya gelince, şair bir dost A.Selçuk İlkan`dan `Televole şairi` diye bahsetti.
Haa...Dedim ya şair şuurlu olacak. Türk milleti cömerttir. Bir şeyler alırsa bir şeyler de vermesini bilir.
Son günlerde bir çok şair veya şair adayı arkadaş tanıdım. Özellikle son 3-5 yıldır. Hepsine kolay gelsin, Allah yâr ver yardımcıları olsun derim. Fakat iyi biline ki; bu yol çetin bir yol. Zor ve zorlu bir yol. Kuru yaprakların en hafif rüzgarlarda savrulup gittiği gibi bir çoğumuz savrulup gideceğiz, bir kısmı da inatla direnecekler düşmemek için.
İsterim ki düşen olmasın `Şairler söz sultanlarıdır` der İbn-i Sina. İsterim ki sultanlar çoğalsın.
Fakat yine biline ki kolay sultan olunmaz. Bu iş babadan oğula da geçmez. Kısacası Anadolu`da bir söz vardır. `Apalamadan yürünmez` diye. Apalamadan yürürseniz ya da koşarsanız kötü düşersiniz. Kafanız gözünüz yarılır.
Ve gördüm ki; bazı şair dostlardım bunun bilincinde değiler. Yukarıda örneklerini verdiğim şairlerimize özenmiş olmalılar ki isimlerinin önüne veya altına ünvan koyduklarını gördüm. Yurtdışındaki bir şair kardeşim kendisini `Gurbet Şairi`yapmış. Ufak tefek şiirleri olan bir şair dostum da `Gönül Şairi` demiş kendisine. Dört şair arkadaşımız var onlarda `Sevda Şairi` ünvanını koymuşlar kendilerine. Bir kaç tane daha var `Hüzün Şairi` gibi.
Yapmayın arkadaşlar. Bir iki şiirle ünvanlı şair olunmaz. Hatta şair olmak bile zor. Hem de çok zor. Ülkemizde bir şair ve şiir enflasyonu var. Bırakın edebiyatımıza mühür vurmuş şairlerimizi, Cumhuriyet dönemi şairlerimize bakın. Baktığınız zaman ne yazmışlar, nasıl yazmışlar. Kendinizden utanırsınız.
Ve bu ünvanlı şair meselesi: Ünvan alınmaz, verilir. Eğer her şair kendisine ünvan vermeye kalksaydı türkçe de ünvan kalmazdı. Hem siz bu cesareti nerden aldınız. Eşiniz dostunuz bile size bu ünvanı veremez.
Bu ünvan o kadar basit bir iş değil. Ben yaptım oldu işi de değil. Cumhurbaşkanı bile veremez. Sayın Cumhurbaşkanı verse verse devlet sanatçılığı verir. Bu ünvan işi devlet sanatçığından daha büyük. Bunu ancak ve ancak milletimiz verir. Yalnız siz millete bir şeyler verin.
Allah uzun ömürler versin, yaşayan ustalarımızdan Abdurrahman Karakoç veya Bekir Sıtkı Erdoğan bile (İkiside şu anda 75 yaşını geçmiş ustalarımızdan) bir ünvan kullanmamışlar.
Size ne oluyor. Kaç günlük seyisliğiniz var.
Şair şuurlu insandır. Yapmayın.
Hikmet ELİTAŞ
|
| 13.09.2006 | Yorumlar(1) |
| |
| HECE Mİ, ARUZ MU, SERBEST Mİ? |
"Her şiir kendine has formu ister”
Mehmet Kaplan
İlk insandan bu yana var olan ve kıyamete kadar da varolacak sanat dallarından biridir şiir. Geçmişten bugüne insanların tam bir tanım üzerinde anlaşamadığı, onu tarif etmeye ve belli bir kalıba sokmaya çalıştığı, bazı açıklamalarla şekillendirdiği ama söylenenlerle herkesi memnun edip tam bir metin üzerinde birleştiremediği bir muammadır şiir. Çoluk-çocuk, genç-yaşlı herkesin üzerinde bir görüşü olan ama belli ölçütlere sığmayan, insanı saran bir büyüleyicilikle kimilerine göre musikiye yaklaşan, kimilerine göre sadece manadan ibaret olan ama ne olursa olsun zevki, estetiği ve biçimiyle bizi her dem saran, hafızalarımızda birkaç mısra bile olsa yer eden, bir kelime oyunudur şiir.
Uzunluğu ve kısalığıyla, şekli oluşturan teknikleriyle ve çağrışıma dayalı geniş manasıyla şiir, kanaatimce “güzele ulaşma” hevesi yolunda, ince ve etkili söyleyişin anahtarıdır. Onu nesirden ayıransa, kuruluşu, nağmesi ve mana derinliğidir. Bazen cümlelerde bizi sarar ama ; zekayla ortaya çıkan güzel mısralar, bize başka bir dünyanın kapısını açar. Günümüz şiirinde, heceli olsun serbest olsun, bazı şairlerin mısraı cümleye,nazmı nesre yaklaştırdıkları şiirleri gördükçe; şiirin ne demek olduğunu unuttuğumuzu, güzel Türkçemizi körelttiğimizi, gerçek şiirden uzaklaştığımızı ve böyle giderse de uzun bir süre saf şiirden Türkçemizin ayrı kalacağını, üzülerek belirtmek istiyorum.
Hece nedir, Aruz nedir, Serbest nedir? Bunların hepsi, eşsiz Türkçemizle şiirde güzel söyleyişe ulaşabilmekte kullandığımız birer formdur. İşte bunların ne demek olduğunu tam olarak bilmeden saf şiire yaklaşamayız; yazdığımız şiirlerle güzel Türkçemize haksızlık etmiş oluruz. Kimse alınmasın ama, şiiri sadece duyguların ifadesi olarak görmek ve “Efendim, ben söyledim oldu” demek, büyük bir gaflettir. Şair şiirini hem bilgiyle hem de kültürle beslemek zorundadır. Dil, estetik ve biçim konusunda birtakım kaygıları olmayan şaire- eskilerin deyimiyle- müteşair denilir. Şairlik ve şiir yazmak zor bir iştir; çünkü orada kullanılan, yüzyıllardır işlenmiş öz dilimiz güzel Türkçemizdir. Türkçeyi kötü kullanmaya, onu köreltmeye ve gerçek şiirden uzaklaştırmaya, ne şair ne de herhangi bir Türk vatandaşının hakkı vardır. Şiir yazan ve şiirle uğraşan herkes, şiir geleneğimizi- baştan sona kadar- bütün örnekleriyle ve incelikleriyle bilmek zorundadır. Bu söylediklerimden mahrum olanlar zaman içersinde bir buz gibi eriyip yok olacaklar ve isimlerini bir sonraki çağa taşıyamayacaklardır.
Divan edebiyatının başladığı döneme kadar şairlerimiz tarafından kullanılan hece tarzı, 11. Asırdan sonra da halk şairlerimiz tarafından kullanılmıştır. Eskilerin “ parmak hesabı” dediği hece formunda esas, amiyane tabirle, mısralardaki hece sayıların eşitliğine dayanır. Geleneğimiz içerisinde 16 heceyi aşan kalıplara rastlanmaz. Hece tarzında ritim,durak durgu denilen aralıklarla sağlanmaya çalışılır. Bu yüzden, daha çok kullanılan 7, 8, 10, 11 en çok kullanılan hece kalıbıdır, 12 ve 14`lü kalıplar; çoğunlukla 4+3, 4+45+3, 5+5, 6+54+4+3, 6+64+4+4 ve 7+7 şeklinde duraklanarak kullanılmıştır. Dönem dönem duraksız heceli şiir yazanlar olmuşsa da, duraklı söyleyişteki güzelliği kanımca pek yakalayamamışlardır. Kimileri, şiiri ve söyleyişi, durak veya aruzdaki gibi bir takım kalıplar içine sokmayı kabul etmemiş olsa da, duraksız dedikleri şiirler içinde bile, derinlemesine bakarsak belli yerlerde adına durak denmese de bazı disiplinlerin kullanıldığını görebiliriz. Şiirdeki durak veya kalıp, seslerin belli bir ritim ve melodi içinde bize ulaşmasını sağlar. Bir birlik içinde duyduğumuz bu seslerde, bir de mana güzelliği varsa, işte o mısra ya da dörtlükte şiiriyet sağlanmış demektir. Şekil kurgusu iyi olmayan şiirler, ne anlatırlarsa anlatsınlar, tam olarak başarılı sayılmazlar. Bu cümleyi okuyanlar, belki de, “serbest şiirde hiçbir disiplin ve kural yok”, “ Bu tarz yazılmış şiirlerde şiiriyeti o zaman ne sağlıyor ? ” diyecekler haklı olarak; ama bu yazıyı okuduktan sonra bu kanaatlerinin değişeceğini şimdiden söyleyebilirim. Böyle düşünmek O.Veli`yi ve serbest şiiri tam olarak anlayamadığımızı gösterir.
1890`lı yılların sonlarında, M. Emin Yurdakul`un hece vezniyle yazdığı “ Türkçe Şiirler” kitabı yayınlanır. Servet-i Fünun döneminin ağır ve ağdalı dili yanında, bu şiirlerdeki sade Türkçe ve aruza göre basit söyleyiş, şairlerimize biraz nefes aldırır ve aruz-hece tartışmasını da başlatır. Tartışma, 1911 yılından Milli edebiyat döneminin başlangıcı sonra öyle hararetlenir ki, aruza karşı olanlar daha önceki yüzyıllarda yazılmış şiirleri bir tarafa atarak, “milli” veznimizin heceyi başka milletlerin de kullandığını unutarak hece vezni olduğunu söylerler ve yanılırlar. Tartışmada, ne heceden ne de aruzdan, şiirden yana taraf olanların söylediği doğrudur: “ Şiirde şekil ne olursa olsun, söyleyişi ve manası güzel olan şiir, bizce makbul olandır. Bu tercihte de , şairi serbest bırakmak lazımdır.”
Aruz veznin de, hecelerin açık ve kapalı oluşu esastır. Sesli ve sessiz harfle biten hecelerin belli bir düzen içinde tekrarı, aruzla yazılan şiirleri musikiye yaklaştırır. Şiiri , müzikten ayrı düşünmek bizi şiirden uzaklaştırır. Aruzun heceye göre musikiye yakın oluşu, mısralar arası hece sayılarının aynı oluşu yanında bir de mısraların aynı hece disiplini içinde kurulmuş olmasıdır. Aruz, heceye göre zor bir tarz olsa da, içinde hece tarzını barındırır. Onun zorluğu kuralları ve kullanılışı gibi görünür ; ama asıl çekiciliği telaffuzdaki güzelliği ve içindeki nağmede saklıdır.
“ Şiirde şeklin önemi var mıdır?” sorusuna, günümüz şairlerinin çoğu: “ Şekilde neymiş, duygu ve düşünceler belli bir kalıpla veya heceyle söylenebilir mi?” diyebilir. Onlara sormak lazım: İçinde belli bir kompozisyon ve düzen olmayan mısrayı, güzel kılan nedir, diye? O. Veli, şiir serbest olsun derken, şair, diğer teknikleri bilmeden şiir yazsın dememiştir. Kelimelerin kifâyetsizliğini bile anlayacak derecede şiiri bilen O. Veli, belli bir ölçüyle şiir yazmamışsa da, kafiyeyi tam olarak kullanmamışsa da; bir iç ahenk oluşturacak bazı ses benzerliklerini kullanmış ve şairlik gücüyle bilgisini birleştirip, şiirlerinde söyleyişi güzelleştirmiştir. Ama onu yanlış anlayan bir sürü şiirsever, serbest şiiri herşeyiyle serbest sanmış ve gerçek şiirin vadisinden her geçen gün uzaklaşmıştır.
Şair, geleneği tanımalı, onu her yönüyle bilmeli; serbest yazacaksa da, gelenek içersinde kullanılan tekniklerden yararlanmalıdır. Serbest şiiri yanlış yorumlayanlar, şiirle nesri birbirine karıştıranlardır. Nazmın güzelliğini göremeyen, dilimizin inceliklerini hissedemeyen ve hemen, öylesine şiir yazılabileceğini sananlardır. Şiir bir ciddiyet gerektirir; bilgi ve kültürle beslenmelidir. Okumayan, gözlem yapmayan,araştırmayan ve şiir tekniklerini bilmeyen bir şair olur mu? Ya da, böyle şairlerin yazdıklarına gerçekten şiir denir mi?
Meseleyi fazla uzatmadan, hece, aruz ve serbest tarz hakkındaki kanaatimi söyleyeyim: Şair, bu üç tarzı da iyi bilmelidir ve hangisini kullanıp kullanmayacağına kendisi karar vermelidir. Bunların içinde bence en zoru, serbest şiirdir. Bu tarzı kullanacak şairlerin, geleneği çok iyi özümsemesi lazımdır. Hece ve aruz şekli ise mutlaka iyi bilinmeli ve yaşatılmalıdır. Tek bir şekle bağlanıp kalmak yerine, yazılan şiire göre tarz belirlenebilir. Söyleyişi, kuruluşu, nağmesi ve manası güzel olan şiir, maksadına ulaşmış sayılır.
Mehmet Nuri Parmaksız
|
| 30.08.2006 | Yorumlar(1) |
| |
| BABALIK |
İki kelle soğanım var,
Biraza da balık,
Nasıl olsa son vapur da kaçtı,
Çök şuraya çök babalık,
Zannetmem seni de yoktur,
Benim gibi endişe eden,
Kadehleri dün gece kırdım,
Çek bakalım şişeden,
Çek babalık.
Garibin mezesi ya efkar dır,
Ya da gam,
Kimine vermişte Hüda”m
Kimine gram gram,
Hele dök bakalım,
Dök babalık
Dram üstüne dram,
Kimden bu kaçış
Nereye bu yolculuk,
Dün nerelerdeydin ki,
Bugün burada,
Yoksa,yine mi sürgün çıktı,
Çektiğin kurada,
Son bileti sen almışsın artık
Gördüm ki gişeden,
Kadehleri dün gece kırdım,
Çek bakalım babalık,
Çek şişeden.
Her şey yalan babalık,
Her şey sahte,
Hangi meyhaneye uğradımsa,
Aşkı gördüm kirli kadehte,
Sevdayı ortada katık
Görmedim güleni hiç neşeden,
İki kelle soğanım var,
Biraz da balık
Kadehleri dün gece kırdım,
Çek bakalım babalık,
Çek şişeden.
Mehmet Çetin
Heybeliada
|
| 24.08.2006 | Yorumlar(1) |
| |
| BAŞIM GÖZÜM ÜSTÜNE |
Senden başka yâr bilmem ömür boyu gözüme
Bak de yeter bakarım başım gözüm üstüne
İster aşk denizine ister hicran gölüne
Ak de yeter akarım başım gözüm üstüne
Yılda bir olsa bile seviyorum de hele
Senden gelmişse eğer sefadır bana çile
Yalnız kalbimi değil koca dünyayı bile
Yak de yeter yakarım başım gözüm üstüne
Yeter ki sen bekle de hiç kalır sabır taşı
Küçük bir umut bile olur gönül yoldaşı
Razıyım ömür boyu gece gündüz gözyaşı
Dök de yeter dökerim başım gözüm üstüne
Biliyorum bu aşkın yalnız sensin galibi
Her derdine razıyım çıkmasın tek talibi
Varsın yağmur yağmasın sen iste şimşek gibi
Çak de yeter çakarım başım gözüm üstüne
Tek söz etmem bu sevda vursa beni her yandan
Tanrım beni korusun benden bıktığın andan
Ne kadar sevsem bile bir gün olur dünyandan
Çık de yeter çıkarım başım gözüm üstüne
Biliyorum sevgili gönlünde yerim gurbet
İster sılaya çağır ister her gün sürgün et
Sen mutlu ol bir tanem ben ömür boyu hasret
Çek de yeter çekerim başım gözüm üstüne
Seni bu kadar sevmek yalnız benim günahım
Hiç şikayet ettim mi bir gün çıktı mı ahım
Bir elimde yüreğim bir elimde silahım
Sık de yeter sıkarım başım gözüm üstüne
ŞEVKİ DİNÇAL
|
| 17.08.2006 | Yorumlar(2) |
| |
| DENİZ ŞAHİNOĞLU |
"ANADOLU ÇOCUĞUYUM DEMESİN" TAŞLAMALAR
Kitaplı şairler kervanına bu kitabıyla hızlı giriş yapan sevgili Deniz Şahinoğlu (Engini) yürekten kutluyor ve hoşgeldin diyorum.
Engini`yim kalem ile taşladım,
Ne kan döktüm ne de insan haşladım,
Ben bu yola başım koyup başladım,
Derken akibetim teneşir oldu.
***
Uygarlığım ta ezelden köklüdür,
Temelinde Mimar Sinan saklıdır,
Mevlana`mız ne dediyse haklıdır,
Geçmişini kültürünü saymayan,
ANADOLU ÇOCUĞUYUM DEMESİN.
***
Kuru çöle yağmur yağsa ne çıkar,
Toprak çürük, kadir bilmez faydasız,
Soğuk küle boyun eğmez aşikâr,
Körük bozuk üfür bilmez faydasız.
İletişim : dsahinoglu@yahoo.com
0505 240 39 70
0542 638 25 50
P.K. 55 Yenişehir 06442 Ankara
|
| 15.08.2006 | Yorumlar(0) |
| |
| PERDE KAPANDI |
Oyun bittiği an,
Kapanır perdeler.
Akrebin kıskacında zaman,
Göllerde aksi kalan,
Sırları dökülmüş aynalar...
Harut’un çığlığından,
Toprağa damlayan kan,
Bedenimdeki son isyan .
Zühre’nin gözlerinden kayan...
Zamansız ölümlere alıştım ben,
Kurşunlarla derim dağlandığı an.
Satmışım anasını dünyanın artık,
Söylenmemiş sözlerde kalsın tufan.
Ali TURAL
|
| 09.08.2006 | Yorumlar(1) |
| |
| ÜÇÜNCÜ KİTABIM |
Sevgili kalem arkadaşlarım,
Bilindiği gibi;
1 . KİTAP : "Mürekkep - Şiirler" 5. Baskısını,
2 . KİTAP : "Mürekkep - Şairler - Ankara" 2. Baskısını yaptı.
VE
3 . KİTAP : "Mürekkep - Şiirler - 2 " adlı yeni kitabım ÇIKTI…
Sizlerle paylaşmak adına tükendikçe basılan ve okuyucu ile buluşmaya hazır kitaplarımı okumak isteyen dostlarım, yorumlara veya ulviyesavtur@hotmail.com adresime adını ve adresini yazarlarsa kitaplarımdan ücretsiz göndereceğim.
Sevgi ve saygılarla,
Ulviye Savtur
|
| 02.08.2006 | Yorumlar(0) |
| |
| GÜZELİM |
Bakışı okşarken, yaralar dili
Koynunda, murada erdiğim güzel
Gözyaşı döktüğüm, ipek mendili
Saçının teline serdiğim, güzel
Bilirdim, üzmekti, zulümdü, kastı
Yine de, pırlanta, zümrüt, elmastı
Şu garip mahkûmu, zülfüne astı
Aşkını, çarmıha gerdiğim, güzel
Biçare kuzular gibi, meletti
Kendi feryadımı, bana dinletti
Yıllarca, ağlattı, yaktı, inletti
Uğruna, canımı verdiğim, güzel
Sevda çölünde, yol alırken kervan
Dizildi aşıklar, kuruldu, divan
Kapıda kul etti, hem de bahçıvan
Göğsünden çiçekler derdiğim, güzel
Gündüz hayalime, gece rüyama
Girdikçe, bir dünya kattı, dünyama
Herkesin sevdiği güzeldir, ama
Bir başkadır, benim sevdiğim, güzel
28.10.1975
Ümit İnceefe
|
| 29.07.2006 | Yorumlar(0) |
| |
| YALNIZLIK |
Gözünde gün gibi âşıkâr idim
Beni yalnızlıktan sordu yalnızlık
Sabah tenhalarda bırakıp canı
Akşam acılarla yordu yalnızlık
İyiydim gönlümde umut taşırken
Bilmezdim her sabah güne ışırken
Duygular içimde fısıldaşırken
Hep gölgemle dostluk kurdu yalnızlık
Aşk kendini çölde arayan kaktüs
Bilmiyor orada hayal gözde süs
Anılar kalbime ne zamandır küs
Bir hiçti var gibi durdu yalnızlık
Korkum bu sevdanın yarası değil
Çektiğim olanın darası değil
Desem sızlanmanın sırası değil
Gülen gözlerimin ardı yalnızlık
Dilimde her sitem intizarımdır
Uzaklaşan benden diğer yarımdır
Her gece ağlayan gönül zarımdır
Yandım her yanımdan sardı yalnızlık
Baktıkça hayatın aynalarına
Bütün hayallerim kalır yarına
Kalbimi hasretin gam duvarına
Bir değil kaç kere vurdu yalnızlık
Sebep varlığını arıyor yokta
Mutluluk uzakta varılmaz nokta
Aslında derdimin dermanı çokta
Ne çare gönlümün yurdu yalnızlık
Gülen gözlerimin ardı yalnızlık
Şevki DİNÇAL
|
| 12.07.2006 | Yorumlar(1) |
| |
| FİRUZE |
Gönül otağına girdiğin gibi
Çıkıp gitmek kolay değil, Firuze!
Ayrılık zor işte, gördüğün gibi,
Çekip gitmek kolay değil Firuze!
Nedir bilemedim başında esen,
Yenim kan içinde, uzaklarda sen,
Hasretle tutuşan yollara süsen
Döküp gitmek kolay değil Firuze!
Sevdan ile sarmış iken göynümü,
Yılanlara yem edersin beynimi..
Şu gurbette kıldan ince boynumu
Büküp gitmek kolay değil Firuze!
Anlatır bakınca, başımdaki kar
Kanıma işlemiş kırık aynalar,
Bilsen gönlümdeki sularda ne var,
Akıp gitmek kolay değil Firuze!
Sen ilaç ol içimdeki ağrıma
Söyle, ne gün uyacaksın çağrıma?
Söz kılıcın çekip kara bağrıma
Sokup gitmek kolay değil Firuze!
Durmuş Kaya
|
| 09.07.2006 | Yorumlar(0) |
| |
| ZİLLİ ZEYNEP |
Zilli Zeynep çok güzeldi
Boyu uzun ince beldi
Kalpler yaktı yürek deldi
Ömür boyu vebâl aldı
Zilli Zeynep evde kaldı
Sakar Ahmet fakir imiş
Gaddar imam kafir imiş
Cabbar aksi fikir imiş
Herkes acı kendi baldı
Zilli Zeynep evde kaldı
Armudun hep sapı vardı
Üzümünse çöpü vardı
Doktor cemil tam davardı
Kibirli kız çok aptaldı
Zilli Zeynep evde kaldı
Koçum recep hain biri
Azman Mahmut fazla iri
Zalim Sülo puştlar piri
Tüm erkekler sanki maldı
Zilli Zeynep evde kaldı
Yalvar yakar tüm ahali
Etme kızım dünya hali
Artist Orhan tüccar Ali
Beğenmedi bu ne haldı
Zilli Zeynep evde kaldı
Ferhat beyin yüzünde ben
Kasap Hasan can katleden
Nişanlanıp geri dönen
Bu hususta hep nam saldı
Zilli Zeynep evde kaldı
Garip Reşit para pulsuz
Mithat dersen yoksul çulsuz
Hüseyin’se hepten yolsuz
Hepsine de kara çaldı
Zilli Zeynep evde kaldı
Tayfun beyin anası var
Tevfik tuhaf Caner zağar
Gün doğmadan neler doğar
Yaşantısı sanki faldı
Zilli Zeynep evde kaldı
Ne istersin zilli Zeynep
Er beğenmez nedir sebep
Kısmetini biraz az tep
Hayallere çokça daldı
Zilli Zeynep evde kaldı
Antep Muğla Kars Tokatlı
Ayhan zengin yatlı katlı
Salak bekler beyaz atlı
Sanki hayat bir masaldı
Zilli Zeynep evde kaldı
FİKRET OĞUZTÜRK
|
| 08.07.2006 | Yorumlar(0) |
| |
| VUR ARTIK |
Her şey seni yazıyor, sayfalar arasında.
Okumadan defteri, düreceksen dür artık.
Biriken tüm kininle kalbime nişan alıp ;
Nefretinin yayını, gereceksen ger artık.
Kaderden umutluydum, dileklerim olmadı.
Bu kumarı kaybettim, talih beni bulmadı.
Madem böyle istedin, bence sorun kalmadı;
Beklediğin murada, ereceksen er artık.
Yıllar süren bu yargı, artık canıma yetti.
Beraat bekliyordum, bütün ümidim bitti.
Yaşama arzum bile, senin ardından gitti;
Haydi ! İdam hükmünü vereceksen ver artık.
Beni bulan akîbet, gelir bir gün başına.
Elde zalimler çoktur, bakmazlar göz yaşına.
Bir karara var bari ! Oyalanma boşuna;
Mermileri namluya, süreceksen sür artık.
Ne çeteye benziyor, ne ağa sultasına.
Çin işkencesi bile, düşüyor arkasına.
İkide bir dayama, alnımın ortasına;
Düşür gayrı tetiği, vuracaksan vur artık.
Esat ANIK
|
| 04.07.2006 | Yorumlar(0) |
| |
| DOKTOR BEY |
Şu gönlüme, geldi girdi vefasız,
Kendi gitti, izi kaldı, doktor bey…
Bir gün olsun, geçirtmedi cefasız,
Bedenimde, sızı kaldı, doktor bey…
Sevda yeli, dert estirdi başımda,
Nice dertler, çektim ben bu yaşımda,
Dört duvarda, her an durur karşımda,
Gözlerimde, gözü kaldı, doktor bey…
Sözcük gibi, geldi girdi yazıma,
Mızrap oldu, vurdu dertli sazıma,
Mısra mısra bağdaş kurdu nazıma,
Sözlerimde, sözü kaldı, doktor bey…
Yeri özel, bekler hala masamda,
Deste deste, mektupları kasamda,
Sevip atmak, yazmaz benim yasamda,
Şu özümde, özü kaldı, doktor bey…
Cantekin’im, aldım onu saraya,
Ben unutmam, yıllar girse araya,
Bir neşter vur, bir ilaç çal yaraya,
Yüreğimde, közü kaldı, doktor bey…
Mahmut Cantekin
|
| 29.06.2006 | Yorumlar(0) |
| |
| KİM ŞAİR? |
Merâmı yâr ile visâl olsa da,
Ağyâre ahvâli âyandır şair…
Katreden deryaya bir iz bulsa da,
Sahrayı el bilmiş ziyandır şair…
Musa olup ehramında âsâlı,
Belkıs ile Süleymân’ın masalı,
Rûşen Ali, Dadaloğlu misali,
Yokluğun gözünü oyandır şair…
Üç buut dâhili sevdası darken,
Bülbül’ün ünüyle Leyla’ya yarken,
Yaprağın tenine serenat derken,
Goncanın harına beyândır şair…
Nemrut sayıp ızdırabın dağına,
Kader deyip örümceğin ağına,
Ortası büklümlü çay bardağına,
`İnce bel` namını koyandır şair…
Habis’i Selim’i özde tartarak,
Yüreğine çizgi çizgi kerterek,
Nalıncı’nın keserini sürterek;
Kendi kabuğunu soyandır şair…
Sabrın deryasında derdini çimip,
Arşın gölgesinden bir izbe umup,
“Etliye” “sütlüye” gönlünü yumup,
Nefsine kavilden cayandır şair…
Velhasıl imgede, izanda değil!
Sılada, sürgünde, Fizan’da değil!
Gıyâbî...! Rabbini ezanda değil!
Münkir âvâzında duyandır şair…!
Gıyâbî / Barış DOĞAN
|
| 28.06.2006 | Yorumlar(0) |
| |
| KİTAPLARIMIN YENİ BASKILARI ÇIKTIII... |
Sevgili kalem arkadaşlarım,
"Mürekkep - Şiirler" adlı kitabımın 5. Baskısını,
"Mürekkep - Şairler - Ankara" adlı kitabımın 2. Baskısını bugün teslim aldım.
VEEE
"Mürekkep - Şiirler - 2 " adlı kitabım baskıya girdi.
Sizlerle paylaşmak adına tükendikçe basılan kitaplarımı okumak isteyen dostlarım,
yorumlara veya ulviyesavtur@hotmail.com adresime adını ve adresini yazarsa
kitaplarımdan göndereceğim.
Sevgi ve saygılarla,
Ulviye Savtur |
| 24.06.2006 | Yorumlar(0) |
| |
| GÖNDER |
Git de bir kocaman zarf al çarşıdan
Üzerine endamını çiz gönder
Ayrılığın yetti artık canıma
Ayrılığı ayağınla ez gönder
Gönülden af çıktı hasret burcuna
Gelmeye karar ver ayın kaçına ?
Bir de resmini koy zarfın içine
Arkasına bir kaç satır yaz gönder
El söz eder gezme dağda bayırda
Otlar ayak öpsün gez ki çayırda
Cümleleri dudağından ayır da
Üzerine dil değmemiş söz gönder
Kimde var ki sendeki şu fidan boy
Aynalara bak da sana sen de doy
Saçlarının kokusundan bol bol koy
Sitem edeceksen ondan az gönder
Sabah erken erken düş ki yoluna
Güneş bile giremesin koluna
Hasret kaldım ellerinin falına
Avucundan parça parça iz gönder
Umutları gökten yere indir de
İşte bunlar var ya hep senindir de
Hayallerin trenine bindir de
Ne olursun seni bana tez gönder
Halil Soyuer ( 1921-2004)
|
| 23.06.2006 | Yorumlar(2) |
| |
| GÖZ AĞLAMAZ MI |
Tutulup sevgine ümit bağlayan,
Gönül yas tutarsa göz ağlamaz mı?
Bülbüle haz veren çiçekler ile,
Bahar yas tutarsa yaz ağlamaz mı?
Kalbim sana aşık sanma ki yalan,
Bir tatlı hayalin hatıra kalan,
Yanık yanık sevda türküsü çalan,
Teller yas tutarsa saz ağlamaz mı?
Çare yok ki sevda düştü gönüle,
Bülbül aşık olmuş kırmızı güle,
Beyaz gelinlikler içinde bile,
Gelin yas tutarsa kız ağlamaz mı?
Yeter artık peşin sıra gezdiğim,
Her gün sevgimize mezar kazdığın,
Baş harfleri ismin diye yazdığım,
Şiir yas tutarsa söz ağlamaz mı?
İhsan ŞOLA
|
| 22.06.2006 | Yorumlar(0) |
| |
| ANMA TOPLANTISI |
Şiirimizin beş yıldızlı çınarı Ahmet Tufan Şentürk’ün ölümünün 1. yılı nedeniyle, merkezi Ankara’da bulunan Ermenek Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin ev sahipliği ve katkılarıyla, Dr. İsa Kayacan yönetiminde, 6 Mayıs 2006 tarihinde, saat : 14.00’de, Selanik Caddesi No: 53 / 4 Kızılay-Ankara adresinde anma toplantısı düzenlendi. Katılımın yüksek oranda olduğu anma toplantısı duygulu anlar yaşattı.
|
| 19.04.2006 | Yorumlar(0) |
| |
| MUSTAFA ŞAN |
GÖNÜL DOSTLARI, MUSTAFA ŞAN`IN ŞİİRİNİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUM...
KARA SEVDA
Vakitsiz tutuldum ben bu sevdaya
Simsiyah saçıma aklar üşüştü
Derdim, dertten öte sığmaz fezaya
Yedi kat kainat göğsüme düştü.
Dayandıkça rüzgar isli camlardan
Masmavi gözlerin ruhumu ördü.
Ruhum dalga dalga farksız sulardan
Gözlerin kalbimi aldı götürdü.
Aşığım, yangınım, derdim diz boyu
Göğsümde fırtına kalbimde boran
Bende coşar denizin en azgın suyu
Bende şekillenir gözlerin her an.
Vakitsiz tutuldum kara sevdaya
Simsiyah saçıma aklar üşüştü
Derdim dertten öte sığmaz fezaya
Yedi kat kainat göğsüme düştü.
MUSTAFA ŞAN
|
| 18.04.2006 | Yorumlar(0) |
| |
| MUSTAFA ŞAN |
GÖNÜL DOSTLARI, BUGÜN GENÇ KALEMLERDEN MUSTAFA ŞAN`IN ŞİİRİNİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUM...
YEŞİL GECE
Sesler duymaktayım, uzaktan sesler,
Gölgemin üstünden geçip de giden
Yırtıyor lahzayı türlü akisler
Bir pencere kenarında düşünmekteyim.
Sıyrıldı bedenimden bir derin boşluk
Bir boşluk ki içimden yükseldi arş’a
Hakikat yaşamak deyip, hayata koştuk
Yeşil bir nurdan kaya, koptu o anda.
Başımı döndürdü bu nurdan ışık,
Yeşil tülbent takmış, ruhsuz pencere
Sükûta teslim bedenim, kafam karışık
Beynimi esir aldı, türlü düşünce,
Gözümün önünde bir yeşil perde
Ne yana dönsem hep aynı renk
Deliriyorsam da, ne haşmet böyle
Böyle cümbüşlü gece görmedim bugüne dek.
Pencereye tutunmuş bu adam da kim
Her yanımı saran kızıl renkte lav
Bu sesler bu yüzler bu eller kimin
Dört yanım çimen yeşili, dört yanım koca bir dağ.
Soğuk mermerlerin üzerine kapandım,
Korku, azap ve gerçek sıralandı önüme,
Uyduruk bir hayatı hakikat sandım.
Gördüm ya hakikati, haykırdım gökyüzüne.
MUSTAFA ŞAN
|
| 11.04.2006 | Yorumlar(2) |
| |
| SERKAN A AĞIT |
05.03.2006 da Vefatı üzerine yeğenim Serkan`a hitap (Şiir perisi grubu yarışmasında yer aldı.)
Gittin tüm haşmetinle
Gittin meleklerin kanadına oturup
Gittin babanı bırakıp gittin
Gittin anneni bırakıp gittin
Gittin dayını bırakıp gittin
Gittin serkanım koçum
Velhasıl genç yaşta bizi bırakıp gittin
Gittin dünyayı ayağa kaldırıp
Gittin ankarayı çoşturup
Gittin iyilikleri gösterip
Gittin anneanneni bırakıp gittin
Gittin serkanım koçum
Velhasıl genç yaşta bizi bırakıp gittin
Gittin binler peşinde
Gittin kalabalıklar peşinde
Gittin fatihalar peşinde
Gittin yasinler peşinde
Gittin serkanım koçum
Velhasıl genç yaşta bizi bırakıp gittin
Gittin bir kaza sonucu
Gittin iyiliklerle, güzelliklerle
Gittin anılarınla, insanlığınla
Gittin okulun bitecekti, henüz üç ay vardı
Gittin serkanım koçum
Velhasıl genç yaşta bizi bırakıp gittin
Gittin yürekleri dağlayıp
Gittin imanınla
Gittin melekler şahidin
Gittin nur gibi yüzünle
Gittin bu dünyayı bırakıp
Gittin serkanım koçum
Velhasıl genç yaşta bizi bırakıp gittin
Gittin ne çok sevenin varmış
Gittin güneşli bir günde
Gittin tehvidler eşliğinde
Gittin yasinler eşliğinde
Gittin selalar eşliğinde
Seni unutmak zor
Seni anlamak zor
Gittin serkanım koçum
Velhasıl genç yaşta bizi bırakıp gittin
Gittin pırıl, pırıl tertemiz
Gittin günahsız
Gittin gözyaşları sel oldu
Gittin serkanım koçum
Velhasıl genç yaşta bizi bırakıp gittin
Senin eserin bu
Kalabalıklar haşmetinde
Senin eserin bu
Güzellikler haşmetinde
Senin eserin bu
Tehvidler haşmetinde
Gittin serkanım koçum
Velhasıl genç yaşta bizi bırakıp gittin
(SERDAR SAYIL-2006)
|
| 26.03.2006 | Yorumlar(0) |
| |
| D U Y U R U |
Sevgili dostlar,
Sizlerden gelen yoğun talep üzerine tükenen kitaplarım " MÜREKKEP - Şiirler " 5. Baskı`ya ve "MÜREKKEP - Şairler - Ankara " 2. Baskı`ya girdi.
ÜÇÜNCÜ KİTABIM OLAN " MÜREKKEP - Şiirler - 2 " adını verdiğim yeni şiir kitabım okuyucusu ile buluşmak üzere ilk baskıya girdi.
En kısa zamanda, şiir etkinliklerinde ve okullarda dağıtımını yapmak üzere kitaplarımı sizlerle buluşturacağım.
BÜTÜN OKURLARA TEŞEKKÜR EDERİM.
ULVİYE SAVTUR
|
| 17.03.2006 | Yorumlar(3) |
| |
| GENÇ KALEMLERDEN MERVE KAHVECİOĞLU`NUN ŞİİRİNİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUM... |
AYRI LİMANLAR
Sen ve ben farklı limanlarda,
Başkalarının yolunu gözleyen
İki yabancıydık.
Senin gözün benim bulunduğum limana hiç ilişmedi.
Senin kalbin benim kalbimle bütünleşmedi.
Sen hep sana ait olmayan insanlarla dolaştın,
O limanda.
Oysa bilmiyordun, tam karşındaki limanda,
Seni bir bekleyenin olduğunu.
Merve KAHVECİOĞLU
Kalaba İlk Öğretim Okulu
7-E
|
| 23.02.2006 | Yorumlar(0) |
| |
| GENÇ KALEMLERDEN FATMA BEGÜM DAZIR`IN ŞİİRİNİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUM... |
YALNIZLIK
Yalnızlık zor
Rüzgarın okşayışı
Gülün dikeni gibi
Karanlık sokaklarda sabahlamaya benzer.
Geceler, sonsuz mesafelerin gün ışığı
Yolsuz kalmış kuşların
Evsiz, barksız ve başıboş bırakılmış köpeklere benzer
Yalnızlık zor zanaat yıldızlarda.
Gökyüzü ağlıyor yeryüzüyle beraber
Kurumuş dudaklarda şarkı söylemeye benzer
Erimeye yitip gitmeye benzer
Yalnızlık
Yalnız bırakıp gitmeye benzer…
Fatma Begüm DAZIR
Kalaba İlk Öğretim Okulu
7-E
|
| 22.02.2006 | Yorumlar(0) |
| |
| GENÇ KALEMLERDEN MEHMET AKALIN`IN ŞİİRİNİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUM... |
BİR YARDIM
Kapkara kesildi sakin bulutlar birden,
Keskin rüzgarla ayrıldı sıkı ağaçlar,
Dua etmeye başladı altın çiçekler, dallar,
Büyük bir gürültüyle irkildi çaresiz ben,
Tatlı hayatım geçti, film gibi gözümün önünden.
Depremle harabeye dönmüş, sözde sağlam evler,
İnsanlar yüce varlıktan bir yardım diler.
Mehmet AKALIN
Kalaba İlk Öğretim Okulu
7-E
|
| 21.02.2006 | Yorumlar(0) |
| |
| GENÇ KALEMLERDEN SENA KERVANKIRAN`IN ŞİİRİNİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUM... |
TATLI BAHAR
Merhaba altın bulutlar
Tatlı tatlı esen rüzgar
Ağaçların altında uyur
Keskin kokusunu duyarım çiçeklerin.
Uçsuz bucaksız sakin deniz
Uçuk ve gösterişsiz sandallar
Ben ağaçların altında
Gönlümde hissederim rüzgarın esintisini.
Martıların keskin çığlıklarını
Gagalarında çaresiz çırpınışlarını
Balıkların
Hissederim ağaç altında.
İşte hayat bu akıp giden
Kimileri yükseklerden bakar
Kimileri çaresizlik içinde sonunu bekler.
Ama yine de güzeldir hayat.
Sena KERVANKIRAN
Kalaba İlk Öğretim Okulu
7-E
|
| 20.02.2006 | Yorumlar(1) |
| |
| GENÇ KALEMLERDEN ÖZGE GÜMÜŞ`ÜN ŞİİRİNİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUM... |
İSYAN BİLETİ
Uzaktan dertsiz durur,
İçini açmayınca
Gamsız görürsün onu
Sana anlatmayınca
Yaşam sahnesi onundur
Senaryoysa çok dertli
Baş rol oyuncusudur
Dert sahibi olansa
Sen seyirci olursun
Dinlersin sade onu
Önerilerin olur
Senaryoysa bozulur
Kimi dayanamaz artık
İsyan bayrağını çeker
Yolculuk bileti hazır
Birkaç kurşun yeter
Davetiyesi yoktur
Bu isyan yolculuğudur
Bileti dünden kesilmiş
Kararı çoktan verilmiş
Özge GÜMÜŞ
Kalaba İlk Öğretim Okulu
7-E
|
| 19.02.2006 | Yorumlar(0) |
| |
| GENÇ KALEMLERDEN TÜRKAN SEZİN KILIÇ`IN ŞİİRİNİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUM... |
SAKİN OLSUN
Sakin bir hayat istiyorum,
Tatlı bir rüzgar essin,
Ve yalnızca uçuk bir çocuk sesi olsun,
Çaresiz bulutlar ağlasın,
İçimde sağlam bir ben,
Altın gibi bir yürek olsun istiyorum.
Sakin bir hayat istiyorum.
Gürültüsüz, patırtısız, kavgasız.
En iyi dostumla,
Doğayla baş başa,
Hayattan bıkmamış olarak
Ölmek istiyorum.
Türkan Sezin KILIÇ
Kalaba İlk Öğretim Okulu
7-E
|
| 18.02.2006 | Yorumlar(0) |
| |
| GENÇ KALEMLERDEN BÜŞRA DEMİRELİŞÇİ`NİN ŞİİRİNİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUM... |
İSTEMİYORUM
İstemiyorum…doğmasın güneş…
Bitmesin gecem,
Başka bir ışık istemem dünyamda,
Senin ışığın, senin varlığın yeter bana.
İstemiyorum…doğmasın güneş…
Sensiz nasıl çıkarım gündüzlere,
Anlamıyormusun ?
Seninle doğduğumu,
Ve ancak seninle yaşayabileceğimi.
İstemiyorum…doğmasın güneş…
Senden uzak, seninle dolu geceleri,
Hayal duvarını seviyorum ben,
Sonra bu anılar sofrasını,
Acı, keder, ızdırap dolu olsa da !...
Büşra DEMİRELİŞÇİ
Kalaba İlk Öğretim Okulu
7-E
|
| 17.02.2006 | Yorumlar(1) |
| |
| GENÇ KALEMLERDEN KORAY DEMİROK`UN ŞİİRİNİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUM... |
SEVGİ
Hayatımı öldüren keskin bulutlar,
Yine mi ben çaresiz kaldım,
Bu sakin hayatta.
Sıkı sıkı sarıldım ağaçlara,
Beni bir tek onlar anlar diye.
Gökyüzünde yüce bulutlar,
Altın çiçekler, güzel evler,
Ağaçlara sevgim sonsuz
Artık kalbimin bir parçası onsuz..
Koray DEMİROK
Kalaba İlk Öğretim Okulu
7-E
|
| 17.02.2006 | Yorumlar(0) |
| |
| GENÇ KALEMLERDEN BEGÜM ATALIK`IN ŞİİRİNİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUM... |
DEPREM
Bir şeyler olmuş sanki
Tatlı çiçeğe.
Daha da bir değişmiş, hüzünlenmiş
O sakin ağaç.
Neden bilmem içimde bir korku var.
Sanki, sanki bir şeyler olacak.
Bir gürültü kopacak,
O sakin bulutlar birden haykıracak.
Sağlam evler
Evet o sağlam evler
Belki de biz öyle sanıyorduk kimbilir.
Tahmin etmiştim, sanki içime doğdu
Aniden bir gürültü koptu
Ben dışarıda oynarken.
Ne oldu diye bile düşünemeden, sormadan
Ne kadar kolay
Bitti, bitti işte
Uçuk hayat
Aniden, birden
Kim kaldı ki yüzlerce insandan geriye
Taş, toprak kalıntıları
Bir de çaresiz ben.
Begüm ATALIK
Kalaba İlk Öğretim Okulu
7-E
|
| 16.02.2006 | Yorumlar(2) |
| |
| GENÇ KALEMLERDEN MELTEM AKTAŞ`IN ŞİİRİNİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUM... |
ÖLESİN DİYE
Dökülsün gözyaşın,
Ömrünce gülme.
Mutluluk nasıldır
Tanıma, bilme !
Dilerim vefasız
Sevmeden ölme !…
Bir değil, bin kere ölesin diye !…
Meltem AKTAŞ
Kalaba İlk Öğretim Okulu
7-E
|
| 15.02.2006 | Yorumlar(0) |
| |
| GENÇ KALEMLERDEN SERGEN SELÇUKOĞLU`NUN ŞİİRİNİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUM... |
ÇARESİZ GÖNÜL
Geçmiyor artık,
Yüce bulutlar.
Esmiyor artık,
Tatlı rüzgar.
Sıktı canımı
Bu sakin hayat.
Bulamadım bir eş
Bu çaresiz gönlüme.
Sergen SELÇUKOĞLU
Kalaba İlk Öğretim Okulu
7-E
|
| 14.02.2006 | Yorumlar(0) |
| |
| GENÇ KALEMLERDEN HAZAL YILMAZ`IN ŞİİRİNİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUM... |
BEBEK MELEK
Bir bebek doğdu
Adı HAZAL oldu.
Hazal okudu, okudu…
Zaman ilerledikçe
O zamanki BEBEK
Şimdi MELEK oldu.
Hazal YILMAZ
Kalaba İlk Öğretim Okulu
7-E
|
| 13.02.2006 | Yorumlar(1) |
| |
| MALIN KİRİ |
Zekatlar malında olan kirindir,
Her müslüman onu ayırıp aklar.
O senin değil bil ki fakirindir,
Şayet yersen ateş o kiri paklar.
Afiyetle yemek varken sofranda,
Helal kazandığın yağı ve balı,
Fakir hakkı yersen dalgın bir anda,
Sırtına alırsın ağır vebalı...
EKREM ŞAMA
|
| 10.02.2006 | Yorumlar(5) |
| |
|
|