.::DUYURULAR::.
  • SİTE ZİYARETÇİLERİNİN DİKKATİNE : Kitap isteyenler Ziyaretçi Defterine isim ve adres yazabilirler - İLGİNİZE TEŞEKKÜR EDERİM

  • Ziyaretçi Defteri
    Mürekkep Web Sitesi,www.murekkep.web.tr
    www.murekkep.web.tr
    VUR BENİ
    Yeter ki dudağından eksilmesin gülüşler,
    Varsın küle döndürsün,içimdeki kor beni.
    Yollar bitmek bilmese,ulaşmasa da düşler,
    Çağır geleyim sana,yollarında yor beni.

    Gecelerin koynuna salıverip kendimi,
    Bahar selleri gibi yıkıyorum bendimi.
    Ağlamaktan gözüme,kara sular indimi,
    Karanlık Dünyalarda ara beni,sor beni.

    Yıldızlar indirirdim saçlarına takmaya,
    Kıyamazdım o bahar gözlerine bakmaya.
    Niyeti yok kaderin,yakamı bırakmaya,
    Alırda umudumu,sensizliğe kor beni.

    Yokluğuna dayanmak çekilir mi sanırsın,
    Hayat dağıtsa beni,yüreğimden tanırsın.
    Çile çekmekten sende,sanmam ki usanırsın.
    Küçücük hayallerin,güldürmesi zor beni.

    Alıp indireceğim,eğer güneşe ersem,
    Az gelir her nefeste bin tane ömür versem.
    Bu kadar sever iken,bırakıp da gidersem,
    Ellerin titremesin,tam alnımdan vur beni.

    Ahmet Kurnaz - Kahramanmaraş
    22.07.2008Yorumlar(0)
     
    Mustafa Tahir Öncel
    CAN
    Cana can katan bir sevgiyse eger.
    Sevgi gönüllere Hakimse eger.
    Sevginin bir degeri gülümsemeyse senin için
    Bir gülümsemen deger benim için.

    Urfa
    Urfa peygamber sehrisin.
    Küfrün atesi sönen sehirsin.
    Bende içimdeki sevda atesimi söndürmek istiyorum.
    Omuzlarımdaki bu yükü seninle tasımak istiyorum.
    Urfa birde sana gönül gözüyle bakmak istiyorum.

    Sevgiye seninle kucak açmak,
    Sevgiliye seninle varmak istiyorum.
    Omuzlarımdaki bu yükü seninle tasımak istiyorum.
    Urfa birde sana gönül gözüyle bakmak istiyorum.

    İSTANBUL
    Martıların semada uçusurken,
    O Güzelliğin gözlerimi Kamastırıyor.
    Haydarpasadan tren sesi acı acı öter.
    İnsanlar ise hep memleket hasreti çeker.
    Çamlıcan da geceler bir başka geçer.
    Söyle ey İstanbul bu hasret ne zaman diner.
    Söyle ey İstanbul bu hasret ne zaman biter.

    Mustafa Tahir Öncel
    11.07.2008Yorumlar(0)
     
    AL İPEK MENDİLE ADINI YAZAR

    Al ipek mendile adını yazar,
    Naz eder nazenin güller içinde.
    Az bulur selamı niyeti bozar,
    Utanıp diyemez eller içinde.

    Düğmeler göz kırpar ilik açılır,
    Açılan kapıdan kısmet saçılır,
    Güzeller içinde hemen seçilir,
    Yalandan bakılan fallar içinde.

    Kollarım yorulmaz, gece gündüz gel,
    Boşluğu doldurmaz bir başka güzel,
    Adım âşık oldu, soluğum gâzel,
    Sonlar bana çıkar, yollar içinde.

    Ulviye SAVTUR

    Bestekâr: Erdoğan Tozoğlu
    Makam: Rast

    Aşağıdaki dörtlük, Bestekârın isteği üzerine Ulviye Savtur tarafından yeniden yazılarak, ilk dörtlük yerine kullanıldı.

    Yaralı gönlüne eyledi pazar
    Göz etti gizliden eller içinde
    Nazenin nazara muskalar yazar
    Düşürür mendili kullar içinde
    05.07.2008Yorumlar(0)
     
    Şair Bekir Sıtkı Erdoğan
    Ankara`da düzenlenen toplantıya katılan Şair Bekir Sıtkı Erdoğan, Anıtkabir ziyareti, Harp Okulu ziyareti gibi etkinliklere de iştirak etti. Şair Bekir Sıtkı Erdoğan, gezileri sırasında iyice üşüdü. Hastanede kontrol yapıldı. Birkaç basamak merdiveni çıkmaya çalışırken dengesini kaybetti ve sırtüstü düştü.

    Evinde istirahate çekildi. 1936 doğumlu erkek kardeşi Nevzat Erdoğan`ı 7 gün önce toprağa verdi.

    Allah`tan kendisine şifalar dilerken Kardeşi Nevzat Erdoğan`a Rahmet diliyorum.

    Ulviye Savtur
    15.05.2008Yorumlar(0)
     
    GELİN
    Hayaller yıkılmış,her şeye boyun bükmüş,
    Düşleri yarım kalmış, bu dertli gelinin,
    Çocukluğunu yaşamamış,
    Herkes ona sen büyüdün demiş,
    Yılları acıyla geçmiş,
    Hiç gülmemiş bu dertli gelin,
    Her şeyden uzak kalmış,
    Hayatında bir kez sevmiş,
    Herkes ona düşman olmuş,
    Aşkta binlerce darbe yemiş,
    Hep ağlamış bu dertli gelin,
    Mutluluğu aramış çiçekte ,gülde
    Kalbi kırılmış bin bir yerden,
    Tutan olmamış bir kez elinden,
    Dostları düşman çıkmış,
    Bu dertli gelinin.

    Ayşe Yıldız
    11.05.2008Yorumlar(0)
     
    CAN DEDİĞİM

    Can dediğim bana candan yakındır
    Çiçeklere sinen sevda kokundur
    Gecelere hayalini dokundur
    Hasretimdir hayırlara yorduğum.

    Can dediğim geç olmadan ararsan
    Hicranımı muhabbetle sararsan
    Sorgulama dile gelip sorarsan
    Kaderime yazılandır gördüğüm.

    Can dediğim cananınım canında
    Kara sevda dolaşıyor kanında
    Son nefese kalacaksam yanında
    Yüreğime yadigârın kördüğüm.

    Ulviye Savtur - Ankara
    29.02.2008Yorumlar(1)
     
    KINA KOKUSU

    Kına ile el arasında
    ( sır )
    gördü beni.

    Ateşten laleler taşırdı
    öz yangınına ,
    geçtiği gecelerimde
    şavkı yaktı beni.

    Saçlarında geceledim çoğu,
    şiirlerde , şehirlerde
    kimseler bilmedi;
    kokusu bildi beni.

    Kâh mecnunum gülüşlerinde,
    kâh Leylasıyım düşlerinde,
    gündüzün
    yorumlara sardı beni.

    Avucumdaydı yüreği,
    yangını vardı zâhir,
    kuş oldu uçamadı;
    bir ( s ) üzdü beni!

    Yakılsam kına tüter,
    sağılsam yağmur,
    közlerinde söndürdü beni.

    Gözlerinde ağıt yakılı (k ) adın,
    nazlarında bezdirdi , aşikar
    sırlarında sezdirdi beni.

    Bir türkü tutturdum ağırdan

    " kekliğidim vurdular ,
    kanadımı kırdılar.
    daha ben ne idim ki ,
    anamdan ayırdılar"...

    al kınalı kanına batırdı keklik beni.

    Bir kınalı keklik düştü kayadan sazlığa,
    kara kış idi,
    kanadı kara yazdı beni.

    Yıldırımlar yaladı şairin kaldırımlarını,
    kuytu bir köşede ,
    ( s ) hancı buldu beni.

    Ellerini ellerine vurdu da,
    deva bulmaz
    benizinin sarısına sürdü beni.

    Kırıldı kalemim çat! diye ,
    kara ile kaş arasında ;
    kınalı bir damla vurdu beni.

    Turan Yoldaş - Yozgat
    08.02.2008Yorumlar(0)
     
    HASRETİN KIRIYOR ÜMİTLERİMİ

    HASRETİN KIRIYOR ÜMİTLERİMİ
    ÇIK GEL NEREDEYSEN CANIM SEVGİLİM
    GURBETİN AŞILMAZ GEÇİTLERİNİ
    YIK GEL NEREDEYSEN CANIM SEVGİLİM

    HABER YOK SELAM YOK SENDEN GÜNLERDİR
    NE OLUR KALBİNİ BANA BİR ÇEVİR
    GÖZÜMDE DAMLASIN GÖNLÜMDE NEHİR
    AK GEL NEREDEYSEN CANIM SEVGİLİM

    HAYATIM SEN YOKSAN ÇIKMAZ BİR SOKAK
    MUTLULUK EVİMDEN YILLARCA UZAK
    ALLAHIN AŞKINA ŞU HALİME BAK
    BAK GEL NEREDEYSEN CANIM SEVGİLİM

    BÜYÜYEN ÖZLEMİN BENİ AŞIYOR
    ELLERİM BUZ KESTİ SENSİZ ÜŞÜYOR
    KALBİME ÇIĞ GİBİ DERTLER DÜŞÜYOR
    TEK GEL NEREDEYSEN CANIM SEVGİLİM

    YAZMIYOR BİN KALEM EŞSİZ SEVGİMİ
    ALBÜMLER ALMIYOR SENSİZ RESMİMİ
    TALİH TORBASINDAN BAHAR MEVSİMİ
    ÇEK GEL NEREDEYSEN CANIM SEVGİLİM

    ASİLLİK KİBARLIK SOYUM DİYEREK
    BİTMEYEN NAZINA HUYUM DİYEREK
    DAMLANI ÇÖLÜME SUYUM DİYEREK
    DÖK GEL NEREDEYSEN CANIM SEVGİLİM

    VURAL ŞAHİN
    08.01.2008Yorumlar(0)
     
    MESELÂ
    I

    Senin ismin ile söze girince
    İnceden bir rüzgâr esti meselâ.
    "Adam gibi sevmek" diyorduk hani;
    Yalnızca bizlere hastı meselâ.

    Boynunu bükerken o lila sümbül
    Ne bağban anladı; ne lâle, ne gül.
    "İmdat!" diye feryâd ederken bülbül
    Seni görüverdi, sustu meselâ.

    Seni düşünürüm, titrerim canım;
    Sensin hem bu yanım, hem diğer yanım.
    Bilmem ki nedendir bu heyecânım?
    Yüzümü bir ateş bastı meselâ.


    II

    Mâzîyi, âtîyi, her şeyi silip
    Keder cânevime oturdu gelip.
    Bir (Hû!) nefesiyle neyden yükselip;
    Perişân eyleyen sesti meselâ.

    Bir ana gibiydi şefkatli yârdı,
    Üstüme titrerdi; sevip, sayardı.
    Kaşını çatmaktan hicâb duyardı;
    Durup dururken de küstü meselâ.

    Acı, tatlı nice günler devirip
    Bunu da yaşadık zamana erip.
    Başını bir yana, şöyle çevirip
    O gül cemâlini astı meselâ.

    Yaprağa, dikene, güle gülerdi
    Kendini unutup ele gülerdi.
    Ağlanacak hâle bile gülerdi;
    Aslında; bence o yastı meselâ.

    Bir anda altına düştük eleğin,
    Sustum, söylemedim bu güne değin.
    Gün göstermeyen şu kahpe feleğin,
    Biraz da bizeymiş kastı meselâ.

    Yaşandı ve bitti elemli dünler,
    Neler getirecek kimbilir günler?
    Sanki yaşanan o bütün hüzünler,
    Hayallerimdeki sisti meselâ.

    Esat ANIK - 07.12.2007 (05.10)
    08.12.2007Yorumlar(0)
     
    Aşk / 2
    Bu yüzden Mecnun`dur Kays -

    Takvim yapraklarının buyruğuna darılıp
    Geçmişi yok sayarak ahiri sormaktır aşk.
    Sürgün olmuş şeytanın kuyruğuna sarılıp
    Gerçeğin gölgesine zahiri sormaktır aşk.

    Kurumuş bir ağacın tomurcuksuz dalına
    Toprağı hicran kokan bir çiçeğin falına
    Sonu hüsranla biten bir peri masalına
    Zühre`yi tanımadan Tahir`i sormaktır aşk.

    Bazen günahtır biraz, tarih boyu kızılmış
    Bazen boş bir mezardır, aynalara kazılmış
    Oysa bir yeşil göze kirpiğiyle yazılmış
    Şiiri okumadan şairi sormaktır aşk.

    Sevda tohumlarını gönülden biçe biçe
    Yol alırken anılar bir hiçten diğer hiçe
    Bir suç gibi apansız,sessizce; içten içe
    Bedeni işgal eden zehiri sormaktır aşk.

    Yarını ihtimalle dünü hasretle anıp
    Göç eden her yıldızı gönlüne murat sanıp
    Bir yağmurun altında sırılsıklam ıslanıp
    Okyanus ortasında nehiri sormaktır aşk.

    Sonu mutsuz rüyalar uyuyorken kolunda
    Dinmeyen bir sızıdır bedenin en solunda
    Ve yorgun bir gönülden eve dönüş yolunda
    Karanlık bir geceye şehiri sormaktır aşk.

    Yavuz DOĞAN
    07.12.2007Yorumlar(0)
     
    ÂŞIKLAR DERGÂHI
    Muhabbet bağının gönlü şir``leri
    Gönlümü post gibi sermeye geldim
    Edep dergâhının koca pirleri
    Hakikat sırrına ermeye geldim

    Bu dergâh odur ki özler pişirir
    Âşk ile yakarken sözler pişirir
    Nefs``e hâkim olur yüzler pişirir
    Bir lahza kendimi sormaya geldim

    Ma``na erlerinin gönül sesiyle
    Şiir de edebin bâde tasıyla
    Nefsimin önünde durup pusuyla
    Kibrimi burada vurmaya geldim

    Söz odur içinden hikmeti akar
    Söz odur meclise huriler bakar
    Dergâhın irfanı ümmiler yakar
    Ayna da kendimi kırmaya geldim

    Âşıkları gördüm nice civanlar
    Saçılmış ortaya gül-i divânlar
    Eşyanın sırrında âşk``ı sevenler
    Gönlümün harcını karmaya geldim

    Sözümüz latiftir dahi serindir
    Makberî``nin özü sır da derindir
    Dediler bu meclis senin yerindir
    Sizlerde kendimi görmeye geldim

    Makberî-Ahmet Akkoyun
    01.12.2007Yorumlar(1)
     
    Bir dostum, şöyle derdi ?
    Tüm arkadaşlarını kır, dostlarını üz!
    sonra dön "özür" dile!
    AMA sakın şunu unutma?
    açılan yara kapatılmaz
    SAHTE bir söz ile...

    Kaynak: Adnan Bilgiç
    16.11.2007Yorumlar(0)
     
    BAŞIM BELADA
    Nazlı yar kalbinden hayır eylemiş,
    Sevaba teşekkür etmeden olmaz...
    Gönül dergâhına buyur eylemiş,
    İcabet sünnettir, gitmeden olmaz...

    Belli ki, âlemde namımı duymuş,
    Korkarım sonunda şeytana uymuş.
    Paspasın altına anahtar koymuş
    Başımda dumanlar tütmeden olmaz...

    ``Parklardan çiçekler yol da gel`` diyor,
    ``En hınzır içkiyi bul da gel`` diyor,
    ``Leblebi, çekirdek al da gel`` diyor,
    Bakkala borcum çok, bitmeden olmaz...

    Kadehe sabrımı dökmeliymişim,
    Şarap tan önce ben bitmeliymişim.
    Güneş ışımadan gitmeliymişim;
    Vallahi horozlar ötmeden olmaz...

    Beyaz ellerine kınalar çalmış,
    Kendince tatlı bir hayâle dalmış.
    Aklından zoru var... Gelinlik almış!
    Bekârlık canıma yetmeden olmaz...

    Ali ERDİNÇ
    22.09.2007Yorumlar(0)
     
    YİNE DE SEN BİLİRSİN
    Hemen gelirim diye çekip gittiğin yerden
    Ne beni çağırırsın ne de kendin gelirsin
    Ayrılığın ateşi iki gönülü birden
    Yakar diyorum amma yine de sen bilirsin

    Hep sen bilirsin zaten her şeyin zamanını
    Küsmenin gereğini sevişmenin ânını
    Tek taraflı yaşantın bir gün tatlı canını
    Sıkar diyorum amma yine de sen bilirsin

    Ne gözünü yaşartır solan kıpkırmızı gül
    Ne kalbini sızlatır feryâd eden bir bülbül
    Nasıl severse sevsin bir anda deli gönül
    Bıkar diyorum amma yine de sen bilirsin

    Ne yaptım sana bilmem ne istiyorsun benden
    Yaşadığımız günler iyi değil mi dünden
    Ettiğin zulümlerin acısı sonra senden
    Çıkar diyorum amma yine de sen bilirsin

    Ben talihi taşlarım kaderim beni taşlar
    Gerçek sevgi bilinse böyle çatılmaz kaşlar
    Ayrılık kolay değil gözünden kanlı yaşlar
    Akar diyorum amma yine de sen bilirsin

    YİNE DE SEN BİLİRSİN ZATEN HEP SEN BİLİRSİN

    Esat ANIK

    04.09.2007 / 04.00/
    05.09.2007Yorumlar(0)
     
    Git-mê

    Git-mê
    ne olursun, dur!

    Gidersen eğer;
    tüm çocuksu gülmelerim
    kaleme düşen nağmelerim
    hece hece gecelerim
    sevinçlerim

    Veya
    dün`e dair ne varsa
    gelecekten arta kalan
    ismini koyamadığım
    koysamda tutamadığım
    `hasretin` sahipsiz kalır!
    örtemez dudaklarımı...

    Git-mê
    ne olursun dur!

    Gidersen eğer;
    siyah sarmaşıklar sarar
    evimin dört bir yanını
    begonyalar küser
    toprağına

    Esir düşer `aşk`
    ayrılığın dayanılmaz
    tarifi mümkün olmayan
    `o` cellat kahkahasına...

    Gidersen eğer;
    tüm sokakların, lambaları söner
    perdeleri çekilir, caddelerin!
    şehirlerin, sevgilerin

    Ölüm kol gezer,
    öfke kusunca yüreklere!
    gidersen eğer `dost` dostluk ölür!
    dostluklar, mahallesinde...

    Git-mê
    ne olursun dur!
    gidersen eğer;
    binlerce duvar
    örerim yollarına

    Dağları taşırım gerekirse
    denizleri yutarım!
    gökyüzünü!
    bindiğin uçağı!
    çekerim, nefesimle...

    Dur,
    ne olursun git-mê
    Allah, kitap, peygamber, kul aşkına
    git-me dedim sana!

    Ama yok
    gideceğim dersen eğer inatla!
    ne olursun, gittiğin yerden
    dön, dön geriye...

    29.08.2007 / 04:45 / Kumbağ

    Adnan Bilgiç

    Not:
    bu nağmeler `Ulviye Savtur` dostuma ithafen yazılmıştır.
    Ablacım, mecbur kalmadıkça, etme dostlarına veda...
    02.09.2007Yorumlar(0)
     
    Sen paslı bir çivi

    Ebruli gönlüme yaren ettiğim
    Gözlerime düşen iki damla cemrem
    Sen tunç bileğim ikbal sevinçlerim
    Sen paslı bir çivi kalbim de kalan.

    Hece hece dudağıma yapışan
    Kara dutum çingenem uğurumsun
    Sen şu zahir ömrüme giren tek gül
    Paslı bir çivi kalbime son kalan.

    Sen içilmesi yasak olan zehir
    Sen kalbim den çıkmayı reddeden aşk
    Sen paslı bir çivi kalbim de kalan
    Çektikçe! gün be gün canımı yakan...

    31.07.2005 / İstanbul

    Adnan Bilgiç
    22.08.2007Yorumlar(0)
     
    MÜREKKEP.WEB.TR
    Sevgili Şiir Yürekler,
    Edebiyatımıza hizmet etmek adına yaptığım çalışmalara, yeni bir çalışma daha eklenmiş,
    MÜREKKEP Kültür, Sanat, Edebiyat Serisi okuyucusu ile buluşmuştur.

    Bilgi almak için …

    www.murekkep.web.tr

    hizmetinizdedir.

    Ulviye Savtur
    18.04.2007Yorumlar(1)
     
    Eylül‘ü Yitirdim Avuçlarında

    Kaç bahar yaşadım, kaç bahar sensiz
    Islak gülüşlerde, ruhsuz.. bedensiz..
    Bu mevsim de geçti bak yine sensiz
    __ Eylül‘ü yitirdim avuçlarında
    __Cansız resimlerde bakışlarında..

    Hazan yaprakları tek tek düşerken
    Zaman hasretinle akıp geçerken
    Kaneviçe gibi işlemek varken
    __Eylül‘ü yitirdim avuçlarında
    __Söküldüm sevdanın nakışlarında..

    Belki de son tango, belki son dansım
    Zaten hiç olmadı, hiç yoktu şansım
    Boşa umutlanıp gelir sanmışım
    __Eylül‘ü yitirdim avuçlarında
    __Umuda kor olup yakışlarında..

    Adı yaşamaksa ben hâla varım
    Varlığım yük artık ona yanarım
    Çağlamıyor sustu, kuru pınarım
    __Eylül‘ü yitirdim avuçlarında
    __Yaş olup gözümden akışlarında..

    Olmasın her ay`ım sevdama konu
    Bak, yine bitiyor hüzünlü sonu
    YAZGI`m her Eylül`de hatırla onu
    __Koluna `ayrılık` takışlarında
    __Koluna `ayrılık` takışlarında..

    04.10.2006 / Almanya


    Hilmi Yazgı

    11.04.2007Yorumlar(0)
     
    TÜRKÇE
    “Bugünden sonra divanda, dergâhta, barigahta, mecliste, meydanda, Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır.”

    1277 Karamanoğlu Mehmet Bey

    ***

    “Türk Milletinin dili, Türkçedir. Türk Dili dünyanın en güzel, en zengin ve en kolay dilidir.”



    “Türk Dili, Türk Milletinin kalbidir; beynidir.”



    “Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli hissin inkişafında başlıca müessesedir. Türk Dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki bu dil; şuurla işlensin.”

    Mustafa Kemal Atatürk

    ***

    “Türklüğün vicdanı bir

    Dini bir, imanı bir;

    Fakat hepsi ayrılır

    Olmazsa lisanı bir.”

    Ziya Gökalp
    02.04.2007Yorumlar(1)
     
    İNAN AĞLAYACAKTIM

    Göz kırptı yalnızlıklar geliyorum der gibi,
    İçim ürperdi birden hemen resmine baktım.
    Bir his sardı ruhumu, dert gibi, keder gibi,
    Öyle hüzünlendim ki inan ağlayacaktım.

    Gece katran karası, ruhum karadan kara,
    Hicranın bu gönlüme açtı devasız yara,
    Rengi soluk resmindi bende kalan hatıra,
    Öfkeme mağlup olup o hatırayı yaktım.

    Çaresiz kimsesizdim, en kötüsü sensizdim,
    Birçok neden aradım sonuçta nedensizdim,
    Kim bilir sana göre belki de çok densizdim,
    Bu garip duygularla seni sana bıraktım.

    İşlendi nakış, nakış öfkem benliğe, öze,
    Yangın yeri yüreğim doydu ateşe, köze,
    Baharım döndü güze, gerek yok fazla söze,
    Demek ki beyhudeydi, ben bu aşka ıraktım.

    Ramazan Alemdar

    30.01.2007Yorumlar(0)
     
    AŞK KAHVESİ
    Bana bir kahve yap türkü tadında,
    Kırk yıl değil, yüz yıl hatırı olur.
    Meşhur olsun “aşk kahvesi” adında,
    Kırk yıl değil, yüz yıl hatırı olur.

    Sevdamızın ateşinde pişirsen,
    Üzerine cemâlini düşürsen,
    Gözlerime dalıp biraz taşırsan,
    Kırk yıl değil, yüz yıl hatırı olur.

    Cezvesini kinden uzakta tutsan,
    Şekerin yerine tatlı dil atsan,
    İçine birazda muhabbet katsan,
    Kırk yıl değil, yüz yıl hatırı olur.

    Fincan yoksa avucunda içerim.
    Bir sigara yakar, zevkten uçarım,
    Sana niyet tutar fal da açarım,
    Kırk yıl değil, yüz yıl hatırı olur.

    Göğsüne yaslansam seni yormadan,
    Gönül bardağınla su ver, kırmadan,
    Bir küçük öpücük kimse görmeden,
    Kırk yıl değil, yüz yıl hatırı olur.

    ŞAHİN YILMAZ
    27.01.2007Yorumlar(0)
     
    ENKAZ

    Çok mu sevdin hiç mi sevmedin beni?
    Ya hissetmedim ya bilemedim belki
    Unutmak zor gibi ama sen başardın
    Senin başardığını ben hala başaramadım

    Daha dün gibi gözlerimde tüm anılar
    Senin sildiğini sandığın bütün hatıralar
    Yüreğimde sızlamaya başladı bak yine
    Korkuyorum hatırladıkça yıldızlar kayar diye

    Artık sığınabileceğim bir gönül kalmadı
    Herkes gibi o da unuttu beni,aldattı
    Şimdi bana kim hayallerimi anlatacak?
    Hayalini kurduğum düşlerimde yaşayacak?

    Bana bir adım atsaydın sana inan koşardım
    Keşke gitmeseydin gururumu kenara atardım
    Ama artık zamanı geri getiremeyiz biz
    Fark etmediğin büyük aşkın enkazları gibiyiz

    Feyza SEVÜK
    27.01.2007Yorumlar(1)
     
    İMKANSIZ AŞKIMA
    gecenin karanlığı çökmüş üzerime
    yokluğun vurmuş yine gözlerime
    biraz da hasretin sinmiş yüreğime
    nerdesin?
    yıldızlar kadar uzaksın bana,biliyorum
    ama o kadar içimdesin ki
    ne kimsenin gücü yeter seni benden almaya
    ne de ben karşı koyabilirim sana duyduğum aşka
    hiç söyleyemedim ama ben hep aşıktım sana...
    gülüşün müydü beni kendine çeken?
    ne dediğini hiç anlayamadığım gözlerin miydi yoksa?
    ya da benden esirgediğin o iki kelimeyi
    bir kez olsun söylemen ümidi miydi?
    ellerin miydi bir türlü ulaşamadığım?
    sebebi ulaştığımda kaybetmek korkusu muydu gözyaşlarımın?
    güneşi kaybetmek korkusu güneşi kaybetmekten daha zor
    aldığım nefes gibisin,nefes alamıyorum
    içtiğim su gibisin,susuzum
    dayanılmaz olmuş yokluğun...
    bana yakın olduğunda imkansızlığını hissediyorum
    bana uzak olduğunda yokluğuna sarılıp ağlıyorum
    hangisi daha çok üzüyor beni bilmiyorum
    tek bildiğim zamanım daralıyor
    bu yükü taşıyamıyorum artık
    gelip beni bulmana ihtiyacım var
    yine elimden tutup kaldırmana ihtiyacım var
    benim sana ihtiyacım var
    sadece sana,çünkü sadece seni
    ben bir tek seni seviyorum...

    Feyza SEVÜK
    25.01.2007Yorumlar(2)
     
    Necatigil ödülü
    Necatigil ödülü şairleri bekliyor

    1979 yılında vefat eden şair Behçet Necatigil anısına ailesi tarafından konulan Necatigil Şiir Ödülü, 2007 yılında da şairin doğum günü olan 16 Nisan`da verilecek. Ödüle, Mart 2006 ile Şubat 2007 tarihleri arasında yayımlanan şiir kitapları aday olabiliyor.
    Ödülün seçiciler kurulu Füsun Akatlı, Prof. Cevat Çapan, Mehmet H. Doğan, Haydar Ergülen, Doğan Hızlan, Mehmet Taner ve Prof. Tahsin Yücel olarak belirlendi. Katılmak isteyenlerin 15 Mart 2007 tarihine kadar müracaat etmeleri gerekiyor. (0 212 293 06 65)
    ***
    Behçet Necatigil Ödülü Belli Oldu

    Türk şiirinin ustalarından Behçet Necatigil anısına, ailesinin düzenlediği ve 1980`den beri her yıl dağıtılan ödül, 10 Nisan Pazartesi akşamı Taksim Park Mühendishane`de düzenlenecek törenle sahibine verilecek.
    Füsun Akatlı, Cevat Çapan, Mehmet H. Doğan, Haydar Ergülen, Doğan Hızlan, Hilmi Yavuz ve Tahsin Yücel`den oluşan seçici kurulun oyçokluğuyla seçtiği "Çevre Çitin Üzerinde Yağmur", Mehmet Taner`in 1995-2005 yılları arasındaki çalışmalarının bir bölümünü içeriyor.
    Mart 2006`da Dünya Yayınları`ndan çıkan kitap, imgeye ağırlık veren bir şiir anlayışının ürünlerini yansıtıyor. 4 Aralık 1946 Nevşehir doğumlu Taner, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü`nü bitirdikten sonra TRT Ankara, Erzurum, Hakkari, Kars ve Van radyolarında spiker ve yapımcı olarak çalıştı. Çeşitli edebiyat dergilerinde şiirleri yayınlanan şair, 1970 Tek Şiir dalında TRT Ödülü, 1981 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü ve 2000 Akdeniz Altın Portakal Şiir Ödülü sahibi.

    24.01.2007Yorumlar(0)
     
    ALABİLİRSEN AL
    Hacı Bayram-ı Velî`nin doğduğu Zülfadl (Sol-Fasol) köyünden bir genç askere çağrılmıştı. Yetim olan bu temiz genç, babasından kalma birkaç altınını, annesinden kalan hâtıra bilezik ve küpleri emânet edecek bir kimse bulamadı. Hepsini küçük bir çekmeceye koyup, Hacı Bayram-ı Velî`nin türbesine getirdi. Türbeyi ziyâret edip;
    "Yâ hazret-i Hacı Bayram-ı Velî! Beni vatanî vazifemi yapmak için çağırdılar. Annemden ve babamdan kalma şu hâtıraları emânet edecek bir kimse bulamadım. Bu küçük çekmeceyi zâtı âlinize emânet bırakıyorum. Eğer askerden dönersem, gelir alırım. Şâyet dönemezsem, istediğiniz bir kimseye verebilirsiniz!" diye münâcaat etti.
    Sonra çekmeceyi sandukanın kenarına koyarak ayrıldı.
    Aradan yıllar geçti. Gencin askerliği bitti ve emânetini almak üzere Hacı Bayram-ı Velî`ye geldi. Ziyâretini yapıktan sonra, çekmeceyi koyduğu yerde buldu. Hiç dokunulmamıştı.
    Orada türbeyi bekleyen türbedâra;
    "Bu çekmece benimdir. Askere gitmeden önce emânet bırakmıştım. Şimdi alıyorum." dedi.
    Türbedâr;
    "Tabi, alabilirsen al. Çünkü ben, bir defâsında bu çekmecenin yerini değiştirmek istedim. Fakat bütün uğraşmalarıma rağmen yerinden bile oynatamadım. Bunda bir hikmet olduğunu düşünerek, bir daha elimi bile sürmedim."

    Genç, çekmecenin yanına gelip, Hacı Bayram-ı Velî`ye teşekkür etti ve emânetini alarak köyüne döndü.

    19.01.2007Yorumlar(0)
     
    Oyalı Yazma Başında
    Oyalı da yazma başında
    Oyaları kaşında
    Yeter beklettiklerin
    Çeşmelerin başında

    Eğmeli yavrum eğmeli
    Fistan yere değmeli
    Bir yiğidin sevdiği
    Dünyalara değmeli

    Ben armudu dişledim
    Sapını gümüşledim
    Sevdiğim ismini
    Mendilime işledim

    Eğmeli yavrum eğmeli
    Fistan yere değmeli
    Bir yiğidin sevdiği
    Dünyalara değmeli

    Sürahimi doldurdum
    Baş masaya koydurdum
    Uyuyan gözlerini
    Sevdim de uyandırdım

    Eğmeli yavrum eğmeli
    Fistan yere değmeli
    Bir yiğidin sevdiği
    Dünyalara değmeli

    (Ankara Türküsü)
    Ankara / Elmadağ-Bayram Aracı-Muzaffer Sarısözen
    18.01.2007Yorumlar(0)
     
    Başındaki Yazmayı da Sarıya mı Boyadın
    Başındaki Yazmayı Da
    Sarıya Mı Boyadın
    Neden Sararıp Soldun Da
    Sevdaya Mı Uğradın

    Tokat’tan Mı Geliyon Da
    Yar Sen Almuslu Musun
    Ben Sana Varacağım Da
    Söyle Namuslu Musun

    İçliğimin Yakası Da
    Sıra Sıra Nakış Yar
    Gurban Olam Boyuna Da
    O Ne Biçim Bakış Yar

    Yola Yolladım Seni De
    Yollar Yollasın Seni
    Hızır Elinden Tutsun Da
    Bana Yollasın Seni

    (Tokat Türküsü)

    Kaynak Kişi Mihrican Bahar-Yücel Paşmakçı
    17.01.2007Yorumlar(0)
     
    Ş.DİNÇAL
    Ş. Dinçal, kişiliğine, dürüstlüğüne, insanlığına, beyefendiliğine, kadirşinaslığına ve kalemine saygı duyduğum, hayran olduğum, özel bir dost, tanımakla gurur ve mutluluk duyduğum canım arkadaşımdır.

    İfadelerimde herhangi bir abartma yoktur. O her zaman çok mütevazidir. Anlatamadığımı, yazısını okuduğunuzda anlayacaksınız.

    Sevgili Dinçal, iyi ki varsın. Allah var etsin.


    BİR ÖZ ELEŞTİRİ

    Lise ve üniversite yıllarında yazdığım şiirler kaybolunca uzun süre yazamadım. İlk zamanlar serbest bir şeyler karalıyor şiir olduğunu sanıyordum. Uzun suskunluğun arkasından, belki de yöremin özelliği, belki başka nedenlerle, hece veznine ilgi duymaya başladım. İlk şiirimin, bir dergide yayımlanmasını hiç unutmuyorum. Kendimi bir şey sanmaya başladım, Bazı meşhur şairlerin eserlerine bakarak, onlarda kusur arayıp buluyor, kendimi bir yere gelmiş sanıyordum. İlk üç kitabım da bu havayla çıktı. Kimse de beni eleştirmiyordu. Okudukça yazdıkça hatalarımı anlamaya başladım. Ama iş işten çoktan geçmişti. Çıkan üç kitapta, güzel şeyler vardı ama, kafiye hataları yer yer durak hataları, belki şiirde bütünlük hataları vardı. Belki hâlâda var. Olabiliyor. Göremiyorsunuz. Bu gün ki aklım olsa, o kitaplardan en az 150-200 şiiri çıkarırdım. Diğerlerini de, gözden geçirirdim.

    Bunu neden söylüyorum. Adıyla birlikte, bu site, bir edebiyat sitesi olduğuna göre, hoşgörünüze sığınarak bir öneride bulunmak istiyorum.

    Bilmeden eleştirmek ne kadar yanlışsa, iyi olmayan bir şeye iyi demenin de, o kadar yanlış olduğunu düşünüyorum. En azından, eleştirilen kişiye, haksızlık diyorum. Serbest ve aruz vezni ile yazılan şiirler konusunda haddimi aşmak istemiyorum. Hece ile yazılanlar konusunda, bir iki şey söylemek isterim.

    Hece vezninin geleneksel kuralları vardır. Hece vezninin üç önemli kuralı

    1-Hece sayısı 2-Durak 3.Kafiye dir ve olmazsa olmazlarıdır.

    Bu kuralların bilinmesi gerekir. Redifi, ses benzemesini kafiye olarak görüp, durak hatalarıyla yazılan bir şiirin, kuralları çok iyi bildiğini düşündüğüm birisi tarafından, övgüler dizilmesini anlaşılır bulmuyorum ve şiiri yazana haksızlık olarak değerlendiriyorum. Kabul ediyorum. Marifet iltifata tabidir. Ama bu şekilde bir yere varamayız sevgili dostlar. Hepimiz duygularımızı ifade etmeye hem de güzel ifade etmeye çalışıyoruz. Aynı durumları ben yaşadım. Yazalım, hata da yapalım. En erdemli ve cesur davranışlardan biri, hatayı kabul etmektir. Aksi taktirde,gelişemeyiz ve hatamızı düzeltemeyiz. Eleştirilere açık olmalıyız. Neden eleştirildiğimiz değil, hangi amaçla yapıldığı önemlidir diye düşünüyorum. Gelin kimseyi üzmeden,başka gâye gütmeden, şiir adına, edebiyat adına, güzellik adına, hem eleştirilere açık olalım, hem de yanlışın üzerine, bir başka yanlışla gitmeyelim. Unutmayalım ki bir şey zamanında yapılırsa, değer ifade eder. Söz zamansız, söz mekânsızdır. Onu tutmak, mümkün değildir. Yazı kalır ve bir gün, hiç ummadığımız bir anda, karşımıza çıkar. Hepimizin Türk şiiri adına sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorum.
    Edebiyat dünyasının yakından tanıdığı bir dost ; Şiir adına yola çıkanların edebiyatımıza girmiş serbest aruz ve hece vezinleri konusunda, bilgi sahibi olmaları gerekir. Yazmaları şart değil, bilmeleri gerekir; diyor ben de katılıyorum.
    Hepimizin mesleği, tahsili, sosyal durumu ne olursa olsun, birbirimizden öğreneceğimiz şeyler vardır. Hiçbir insan yoktur ki, ondan öğreneceğimiz, bir şey olmasın. Herkesin doğrusu, güzeli kendinedir. Göreceli bir kavramdır, Kâbul ediyorum. Yalnız genel kural haline gelmiş, bazı kurallar vardır ki, bu yolda yürüyenlerin,bunları bilmesi, öğrenmesi, yazarken ve eleştirirken bunlara dikkat etmesi gerekir. Ben başta da söylediğim gibi bunun sıkıntısını çok çektim ve hâlâ da çekiyorum.

    Şiir dinletilerinde, radyo programlarında da, bu hatalar yapılıyor. Edebi değeri olmayan, hatta hiçbir şey ifade etmeyen, nice yazıları alkışlıyoruz. Karşımızdaki insanı kırmak istemiyorsak hiç değilse suskun kalmamız gerekmez mi? Hepimizin çevresinde, kendini büyük şair olarak gören, nice insan var. Bazılarımız yüzüne değilse bile, arkasından gülüyoruz. Hiçbir insan bunu hak etmiyor sevgili dostlar. Yanlış anlaşılmasın, ben kendime, şimdiye kadar bu kelimeyi (ŞAİR) lâyık göremedim. Mütevazılık olarak kabul etmeyin. Beni tanıyanlar bunu çok iyi bilir. Bunu çok ağır bir mesuliyet olduğunu bildiğim için. Zaman bunun kararını zaten verecektir.

    Bu yazıyı, bir dostun, küçücük bir önerisi kâbul edin. Lütfen tanıdığınız sevdiğiniz biri bile olsa güzel veya kuralına göre yazılmamış olanlara övgüler sıralamayın. Bunun en çok zararını o kişi görüyor.

    Son bir söz;

    Herkesin hata yapma hakkı var yapılır da. Ben de yapıyorum. Bazen göremiyorsunuz. Bazen de çaresiz kalıyorsunuz.

    Beni bu güne kadar, gerçekten iyi olma adına eleştiren, yol gösteren emeği geçen dostlarıma hocalarıma sonsuz şükranlarımı sunuyorum.

    Ş.DİNÇAL

    11.01.2007Yorumlar(0)
     
    ALLAH AŞKINA

    Elimi ellerine aldığın zaman varım
    Gidip başka bir eli tutma Allah aşkına
    Halimi gözlerinin insafına bıraktım
    Ne olur kaşlarını çatma Allah aşkına

    Yanındayken gözlerin beni uzakta arar
    Gitsem, hasretim sensin, kalsam, bu hâlin yorar
    Her şey bittikten sonra pişmanlık neye yarar
    Ufkumdan bir an bile batma Allah aşkına

    Benim bütün varlığım yalnız senden ibaret
    Ruhum yoluna düştü canım tenden ibaret
    Severken durdu zaman vakit günden ibaret
    Beni gölgenden öte atma Allah aşkına

    Ben sensiz yaşayamam biliyorsun pekâlâ
    Öyle yabancı gibi duruyorsun ne âlâ
    Gün be gün eriyorum gözün görmüyor hâlâ
    Günahının üstünde yatma Allah aşkına

    Dalgalar denizinden bir gün ayrı durur mu
    Gidip başka bir yerin kıyısına vurur mu
    Aramıza giren ne, kıskançlık mı, gurur mu
    Sevgiye başka şeyler katma Allah aşkına
    Beni gölgenden öte tutma Allah aşkına

    Şevki DİNÇAL
    10.01.2007Yorumlar(0)
     
    BAŞKENT’TE KOLTUK MEYHANELERİ

    İşte böyle kardeşim,
    İşte böyle Salih,
    Akşamlar olmaya görsün bir kez,
    Buğusu üstünde bir somun gibi tütmeye başlar,
    Gözümde arkadaşlar,
    Gözümde bu dertli kent’in en dertli yeri:
    Koltuk meyhaneleri!...
    Bağlasalar duramam Salih,
    İple çekerim paydos zilinin çalmasını…
    Boşsa cebim,
    Daktilo kızlardan borç alıp “Derdalan” parasını,
    Herkesten önce ben düşerim o yere,
    O yerdeki köşeme,
    Yumulurum şişeme…
    Alışılmış bir düzendir bu bozulmaz,
    Daha ilk bardakta bir sökündür başlar,
    Her günkü arkadaşlar
    İşte suskun,
    Cebe dargın,
    Yorgun argın
    Boy verirler şöyle bir bir !
    Gene en başta Mehmet İspir,
    Arkasından Zavrak İsmail’le postacı Kemal,
    Hüzzam Hayri, Teğmen Ali, emekli Nedim…
    Derken efendim,
    Gözlerinde gülüşlerin en tatlısı, koltuğunda ney,
    Hey gidi dünya hey !
    O herkesin bildiği eski spiker:
    Doğan Ülker !...

    Bu yerlerde harcadım Salih, işte bu yerlerde,
    O pırlanta gençliğin neyse bütün varını…
    Düşünmedim yarını,
    Düşünmedim,
    Karların böyle birdenbire bastırıp, birdenbire yağacağını
    Ve bu yerlerin bizi,
    Alınterimizi
    Sağmal bir inek gibi sağacağını,
    Düşünmedim kardeşim, düşünmedim…
    Sararan yapraklarıyla geliverdi güz,
    Uçtu gençlik, çatladı nar !
    Örtük bütün kapılar !
    Gayrı elden ne gelir?
    Olan oldu, biten bitti…
    Orhan’la Cahit bile bu uğurda gitti !...
    Bu uğurda gitti Macar Mustafa’yla Kerim Renda
    Sebzeci Ali, eskici Ramo, tornacı Hikmet, balıkçı Haydar…
    Ne o ? gözlerim mi doluktu !
    Ayıplama be Salih,
    Ayıplama be kardeşim !
    Benim de işte şurada,
    Şuracıkta, şu kıllı göğsüm altında,
    Kanayan bir yerim var !...
    Ama kimse bilmez !
    Kimse bilmez kardeşim nasıl bir insan olduğumu
    Akşamları böyle niçin bardaklarla boşalıp,
    Bardaklarla dolduğumu
    Kimse bilmez…

    Dün yine aybaşıydı,
    Olmaz olsun,
    Delik geniş, yama dar !
    Gözlerimin önünden geçtiler şöyle bir bir,
    Asık suratlı alacaklılar !...
    Utancımdan uğrayamadım semtine kasapla manavın
    Geçemedim dükkanı önünden bakkal Mustafa’nın…
    Ağlamaklı bir ah çekip yürekten…
    Suçlu bir insan gibi saklanıp gizlenerekten
    Gittim işime !...
    Biliyorum Salih, biliyorum,
    Küfretmişlerdir gene, gelmişime, geçmişime !
    Ama neylersin,
    Ne söylersin ?
    Bu ay da veremedim ev kirasını,
    Ve bu sabah tutuşturup eline beş on kuruşluk yol parasını,
    “seni annen istiyormuş !” dedim,
    El kızını bile sepetledim !
    Ben böyle olacak adam mıydım, böyle olacak adam mı Salih ?
    Neyleyim elimden tutmadı talih…
    “Kader böyle imiş ne söylesem boş !...”
    İçsem şaraptan,
    İçmesem ıstıraptan,
    Sarhoşum Salih, sarhoş…..sarhoş…sarhoş

    Rıza Polat AKKOYUNLU ( 1911- 1970 )
    09.01.2007Yorumlar(0)
     
    BAYRAM

    Gelişin fakirin bağrına taştır,
    Yokluğun kökünü kaz da gel bayram.
    Bana dostlarımdan selam ulaştır,
    Bütün düşmanlığı boz da gel bayram.

    Bayramlar Bosna`da kanlı savaştır,
    Kerkük`te, Musul`da gözlerde yaştır.
    Halbu ki her yerde insan gardaştır,
    Bütün gönüllere yaz da gel bayram.

    Kadın, yaşlı, çocuk büsbütün yasta,
    Titreyip dururlar yağmurda pusta.
    Aç çıplak gezerler hepside hasta,
    Şifa dağıtarak toz da gel bayram.

    Ayaz`ım sevdanın sırrına erdim,
    Muhabbet bağından goncalar derdim.
    Karda kışta geçen ne günler gördüm,
    Birgün de baharda yazda gel bayram

    Ahmet Ayaz
    27.12.2006Yorumlar(0)
     
    YAKACAK GİBİ BAKSIN...!

    Seninle başlar-biter, benim hayat hikayem;
    Tek emelim, tek arzum, tek isteğim, tek gayem;
    Yüreğimde, sol yanda, dudaklarında payem;

    Varsın, şeydâ bülbülüm, gülü koluna taksın;
    Gözlerin gözlerime, yakacak gibi baksın! ..

    Tutuştursun hislerin beni yanardağ gibi;
    Öyle bir ateş olsun, mahşer-i kübrâ gibi;
    Beni başından savma ‘yarın’la, ‘sonra’ gibi;

    İsterse derya-deniz yokuş yukarı aksın;
    Gözlerin gözlerime, yakacak gibi baksın! ..

    Seni görünce bilmem, ellerim ayaklarım;
    Sıkıştırma, dur biraz, kızardı yanaklarım;
    Gece-gündüz demeden, ismini sayıklarım;

    Kalbime aşk mührünü, senin ellerin çaksın;
    Gözlerin gözlerime, yakacak gibi baksın! ..

    Kıskansın tarih yazan Leyla’yla Aslı seni;
    Cümle âlem sazların, cümbüşle faslı seni;
    Kim görür, kim inanır, vallahi yaslı seni;

    Rabbimin huzurunda, iki cihanda haksın;
    Gözlerin gözlerime, yakacak gibi baksın! ..

    Dışarda yağsın yağmur, hiddetlensin gökyüzü;
    Fırtınalar, boranlar, yırtılsın göğün yüzü;
    Bu, aşığın sana son, son ricası, son sözü;

    Dudakların tenime aşkın tâcını taksın;
    Gözlerin gözlerime, yakacak gibi baksın! ..

    Ali Altınlı
    06.11.2006Yorumlar(2)
     
    ÜNVANLI ŞAİRLERİMİZ

    Şair. Ne güzel bir kelime. Nasıl ki şiirin milyonlarca tarifi varsa, şairin de herkese göre bir tarifi var. `Şair, belli bir yolu şiar edinmiş, şuurlu, bilinçli, halkının önünde olan, yol gösterendir. Şair karşılık beklemeden sürekli kendinden veren, toplumun üzerinde etkisi görülen ve etkisi hissedilen, atiden maziye, maziden atiye seslenebilen bir bilge insandır`.

    Toplum üzerinde etkisi görülen ve hissedilen dedim ya... Burası çok önemli bence.

    Bakın Yunus Emre`ye yüzyıllar öncesinden bu güne ulaşıyor. Her şeyiyle halâ cap-canlı. Devlet adamından, çobanına kadar herkesin üzerinde etkisi mevcut. Konumuz Yunus değil ama, nedir Yunus`u etkin kılan. Saf Türkçesi, şiir ve arı dörtlükleri kulaktan kulağa, dilden dile, felsefesi kitaplardan gönüllere aktarılmakta. Ciltler dolusu kitap yazılmakta.

    Pek duyulup bilinmese de Yunus`a bir şairlik ünvanı vermiş milletimiz. `Vuslât ve Sevgi Şairi` demiş Yunus`a. Açalım okuyalım şiirlerini.

    Örneklerimizi çoğaltırsak Namık Kemal çıkar karşımıza Vatan hasreti, sürgün yılları düşmüş yüreğinden kağıda `Vatan ve Hürriyet Şairi` dedirtmiş kendisine.
    İstiklâl Şairimiz Mehmet Akif Ersoy.

    Ve yine 1980 yılında Türk Edebiyatı Vakfı tarafından verilen beratla `Sultan-Üş Şuara` (Şairlerin Sultanı) ünvanı verilen üstad Necip Fazıl Kısakürek `Mukaddesat Şairi` diye bilinir.

    Adana`da öğretmenliği sırasında, yine Adana`nın kurtuluş günü olan 5 Ocak heyecanıyla Bayrak şirinini yazan Arif Nihat Asya Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor Şiiriyle de `Bayrak Şairliği` ünvanını perçinlemiştir.

    İşte toplumu etkileyen, etkisi milletçe hissedilen şairlerimizi böyle anmış ve böyle ölümsüzleştirmiştir insanımız. Böyle bir ünvanla anmış şairini. Bayrak Şairi demişiz A.Nihat Asya’ya, İstiklâl şairi demişiz Mehmet Atif`e. Necip fazıl`a Mukeddesat Şairi.
    Peki milletimiz her şaire ünvan vermiş midir. Elbette ki hayır.
    Verilen bu ünvanların bir yazısı, belgesi yok. Bir yüreğe karşılık bir millet yüreği var ortada. Şairin verdiğine karşılık bir ödül var, bir takdir var milletimizden.

    Günümüze geldiğimiz zaman daha çok şarkı sözlerinden tanıdığımız, ismini duyduğumuz, sözlerini yazdığı şarkılarını severek dinlediğimiz (Bu güne kadar tanıma ve de tanışma fırsatım olmadı ama) Cemal Safi`de `Aşk Şairi` olarak tanındı insanlarımızca.

    Yine fantazi şarkı sözleriyle tanınan ve “Yakılası Şiirler” isimli kitabıyla şairler kulvarında yer almaya çalışan, halkımızın yüzünü daha çok magazin programlarından bildiği ve tanıdığı Ahmet Selçuk İlkan`da kendisine `Ayrılıkların şairi` ünvanını vermiş. Ya da sevenlerince verilmiş. Kabul görür veya görmez.

    Geçenlerde bir şiir sohbetinde konu buraya gelince, şair bir dost A.Selçuk İlkan`dan `Televole şairi` diye bahsetti.
    Haa...Dedim ya şair şuurlu olacak. Türk milleti cömerttir. Bir şeyler alırsa bir şeyler de vermesini bilir.

    Son günlerde bir çok şair veya şair adayı arkadaş tanıdım. Özellikle son 3-5 yıldır. Hepsine kolay gelsin, Allah yâr ver yardımcıları olsun derim. Fakat iyi biline ki; bu yol çetin bir yol. Zor ve zorlu bir yol. Kuru yaprakların en hafif rüzgarlarda savrulup gittiği gibi bir çoğumuz savrulup gideceğiz, bir kısmı da inatla direnecekler düşmemek için.

    İsterim ki düşen olmasın `Şairler söz sultanlarıdır` der İbn-i Sina. İsterim ki sultanlar çoğalsın.

    Fakat yine biline ki kolay sultan olunmaz. Bu iş babadan oğula da geçmez. Kısacası Anadolu`da bir söz vardır. `Apalamadan yürünmez` diye. Apalamadan yürürseniz ya da koşarsanız kötü düşersiniz. Kafanız gözünüz yarılır.

    Ve gördüm ki; bazı şair dostlardım bunun bilincinde değiler. Yukarıda örneklerini verdiğim şairlerimize özenmiş olmalılar ki isimlerinin önüne veya altına ünvan koyduklarını gördüm. Yurtdışındaki bir şair kardeşim kendisini `Gurbet Şairi`yapmış. Ufak tefek şiirleri olan bir şair dostum da `Gönül Şairi` demiş kendisine. Dört şair arkadaşımız var onlarda `Sevda Şairi` ünvanını koymuşlar kendilerine. Bir kaç tane daha var `Hüzün Şairi` gibi.

    Yapmayın arkadaşlar. Bir iki şiirle ünvanlı şair olunmaz. Hatta şair olmak bile zor. Hem de çok zor. Ülkemizde bir şair ve şiir enflasyonu var. Bırakın edebiyatımıza mühür vurmuş şairlerimizi, Cumhuriyet dönemi şairlerimize bakın. Baktığınız zaman ne yazmışlar, nasıl yazmışlar. Kendinizden utanırsınız.

    Ve bu ünvanlı şair meselesi: Ünvan alınmaz, verilir. Eğer her şair kendisine ünvan vermeye kalksaydı türkçe de ünvan kalmazdı. Hem siz bu cesareti nerden aldınız. Eşiniz dostunuz bile size bu ünvanı veremez.
    Bu ünvan o kadar basit bir iş değil. Ben yaptım oldu işi de değil. Cumhurbaşkanı bile veremez. Sayın Cumhurbaşkanı verse verse devlet sanatçılığı verir. Bu ünvan işi devlet sanatçığından daha büyük. Bunu ancak ve ancak milletimiz verir. Yalnız siz millete bir şeyler verin.

    Allah uzun ömürler versin, yaşayan ustalarımızdan Abdurrahman Karakoç veya Bekir Sıtkı Erdoğan bile (İkiside şu anda 75 yaşını geçmiş ustalarımızdan) bir ünvan kullanmamışlar.

    Size ne oluyor. Kaç günlük seyisliğiniz var.

    Şair şuurlu insandır. Yapmayın.


    Hikmet ELİTAŞ
    13.09.2006Yorumlar(1)
     
    HECE Mİ, ARUZ MU, SERBEST Mİ?

    "Her şiir kendine has formu ister”
    Mehmet Kaplan

    İlk insandan bu yana var olan ve kıyamete kadar da varolacak sanat dallarından biridir şiir. Geçmişten bugüne insanların tam bir tanım üzerinde anlaşamadığı, onu tarif etmeye ve belli bir kalıba sokmaya çalıştığı, bazı açıklamalarla şekillendirdiği ama söylenenlerle herkesi memnun edip tam bir metin üzerinde birleştiremediği bir muammadır şiir. Çoluk-çocuk, genç-yaşlı herkesin üzerinde bir görüşü olan ama belli ölçütlere sığmayan, insanı saran bir büyüleyicilikle kimilerine göre musikiye yaklaşan, kimilerine göre sadece manadan ibaret olan ama ne olursa olsun zevki, estetiği ve biçimiyle bizi her dem saran, hafızalarımızda birkaç mısra bile olsa yer eden, bir kelime oyunudur şiir.

    Uzunluğu ve kısalığıyla, şekli oluşturan teknikleriyle ve çağrışıma dayalı geniş manasıyla şiir, kanaatimce “güzele ulaşma” hevesi yolunda, ince ve etkili söyleyişin anahtarıdır. Onu nesirden ayıransa, kuruluşu, nağmesi ve mana derinliğidir. Bazen cümlelerde bizi sarar ama ; zekayla ortaya çıkan güzel mısralar, bize başka bir dünyanın kapısını açar. Günümüz şiirinde, heceli olsun serbest olsun, bazı şairlerin mısraı cümleye,nazmı nesre yaklaştırdıkları şiirleri gördükçe; şiirin ne demek olduğunu unuttuğumuzu, güzel Türkçemizi körelttiğimizi, gerçek şiirden uzaklaştığımızı ve böyle giderse de uzun bir süre saf şiirden Türkçemizin ayrı kalacağını, üzülerek belirtmek istiyorum.

    Hece nedir, Aruz nedir, Serbest nedir? Bunların hepsi, eşsiz Türkçemizle şiirde güzel söyleyişe ulaşabilmekte kullandığımız birer formdur. İşte bunların ne demek olduğunu tam olarak bilmeden saf şiire yaklaşamayız; yazdığımız şiirlerle güzel Türkçemize haksızlık etmiş oluruz. Kimse alınmasın ama, şiiri sadece duyguların ifadesi olarak görmek ve “Efendim, ben söyledim oldu” demek, büyük bir gaflettir. Şair şiirini hem bilgiyle hem de kültürle beslemek zorundadır. Dil, estetik ve biçim konusunda birtakım kaygıları olmayan şaire- eskilerin deyimiyle- müteşair denilir. Şairlik ve şiir yazmak zor bir iştir; çünkü orada kullanılan, yüzyıllardır işlenmiş öz dilimiz güzel Türkçemizdir. Türkçeyi kötü kullanmaya, onu köreltmeye ve gerçek şiirden uzaklaştırmaya, ne şair ne de herhangi bir Türk vatandaşının hakkı vardır. Şiir yazan ve şiirle uğraşan herkes, şiir geleneğimizi- baştan sona kadar- bütün örnekleriyle ve incelikleriyle bilmek zorundadır. Bu söylediklerimden mahrum olanlar zaman içersinde bir buz gibi eriyip yok olacaklar ve isimlerini bir sonraki çağa taşıyamayacaklardır.


    Divan edebiyatının başladığı döneme kadar şairlerimiz tarafından kullanılan hece tarzı, 11. Asırdan sonra da halk şairlerimiz tarafından kullanılmıştır. Eskilerin “ parmak hesabı” dediği hece formunda esas, amiyane tabirle, mısralardaki hece sayıların eşitliğine dayanır. Geleneğimiz içerisinde 16 heceyi aşan kalıplara rastlanmaz. Hece tarzında ritim,durak durgu denilen aralıklarla sağlanmaya çalışılır. Bu yüzden, daha çok kullanılan 7, 8, 10, 11 en çok kullanılan hece kalıbıdır, 12 ve 14`lü kalıplar; çoğunlukla 4+3, 4+45+3, 5+5, 6+54+4+3, 6+64+4+4 ve 7+7 şeklinde duraklanarak kullanılmıştır. Dönem dönem duraksız heceli şiir yazanlar olmuşsa da, duraklı söyleyişteki güzelliği kanımca pek yakalayamamışlardır. Kimileri, şiiri ve söyleyişi, durak veya aruzdaki gibi bir takım kalıplar içine sokmayı kabul etmemiş olsa da, duraksız dedikleri şiirler içinde bile, derinlemesine bakarsak belli yerlerde adına durak denmese de bazı disiplinlerin kullanıldığını görebiliriz. Şiirdeki durak veya kalıp, seslerin belli bir ritim ve melodi içinde bize ulaşmasını sağlar. Bir birlik içinde duyduğumuz bu seslerde, bir de mana güzelliği varsa, işte o mısra ya da dörtlükte şiiriyet sağlanmış demektir. Şekil kurgusu iyi olmayan şiirler, ne anlatırlarsa anlatsınlar, tam olarak başarılı sayılmazlar. Bu cümleyi okuyanlar, belki de, “serbest şiirde hiçbir disiplin ve kural yok”, “ Bu tarz yazılmış şiirlerde şiiriyeti o zaman ne sağlıyor ? ” diyecekler haklı olarak; ama bu yazıyı okuduktan sonra bu kanaatlerinin değişeceğini şimdiden söyleyebilirim. Böyle düşünmek O.Veli`yi ve serbest şiiri tam olarak anlayamadığımızı gösterir.

    1890`lı yılların sonlarında, M. Emin Yurdakul`un hece vezniyle yazdığı “ Türkçe Şiirler” kitabı yayınlanır. Servet-i Fünun döneminin ağır ve ağdalı dili yanında, bu şiirlerdeki sade Türkçe ve aruza göre basit söyleyiş, şairlerimize biraz nefes aldırır ve aruz-hece tartışmasını da başlatır. Tartışma, 1911 yılından Milli edebiyat döneminin başlangıcı sonra öyle hararetlenir ki, aruza karşı olanlar daha önceki yüzyıllarda yazılmış şiirleri bir tarafa atarak, “milli” veznimizin heceyi başka milletlerin de kullandığını unutarak hece vezni olduğunu söylerler ve yanılırlar. Tartışmada, ne heceden ne de aruzdan, şiirden yana taraf olanların söylediği doğrudur: “ Şiirde şekil ne olursa olsun, söyleyişi ve manası güzel olan şiir, bizce makbul olandır. Bu tercihte de , şairi serbest bırakmak lazımdır.”

    Aruz veznin de, hecelerin açık ve kapalı oluşu esastır. Sesli ve sessiz harfle biten hecelerin belli bir düzen içinde tekrarı, aruzla yazılan şiirleri musikiye yaklaştırır. Şiiri , müzikten ayrı düşünmek bizi şiirden uzaklaştırır. Aruzun heceye göre musikiye yakın oluşu, mısralar arası hece sayılarının aynı oluşu yanında bir de mısraların aynı hece disiplini içinde kurulmuş olmasıdır. Aruz, heceye göre zor bir tarz olsa da, içinde hece tarzını barındırır. Onun zorluğu kuralları ve kullanılışı gibi görünür ; ama asıl çekiciliği telaffuzdaki güzelliği ve içindeki nağmede saklıdır.

    “ Şiirde şeklin önemi var mıdır?” sorusuna, günümüz şairlerinin çoğu: “ Şekilde neymiş, duygu ve düşünceler belli bir kalıpla veya heceyle söylenebilir mi?” diyebilir. Onlara sormak lazım: İçinde belli bir kompozisyon ve düzen olmayan mısrayı, güzel kılan nedir, diye? O. Veli, şiir serbest olsun derken, şair, diğer teknikleri bilmeden şiir yazsın dememiştir. Kelimelerin kifâyetsizliğini bile anlayacak derecede şiiri bilen O. Veli, belli bir ölçüyle şiir yazmamışsa da, kafiyeyi tam olarak kullanmamışsa da; bir iç ahenk oluşturacak bazı ses benzerliklerini kullanmış ve şairlik gücüyle bilgisini birleştirip, şiirlerinde söyleyişi güzelleştirmiştir. Ama onu yanlış anlayan bir sürü şiirsever, serbest şiiri herşeyiyle serbest sanmış ve gerçek şiirin vadisinden her geçen gün uzaklaşmıştır.

    Şair, geleneği tanımalı, onu her yönüyle bilmeli; serbest yazacaksa da, gelenek içersinde kullanılan tekniklerden yararlanmalıdır. Serbest şiiri yanlış yorumlayanlar, şiirle nesri birbirine karıştıranlardır. Nazmın güzelliğini göremeyen, dilimizin inceliklerini hissedemeyen ve hemen, öylesine şiir yazılabileceğini sananlardır. Şiir bir ciddiyet gerektirir; bilgi ve kültürle beslenmelidir. Okumayan, gözlem yapmayan,araştırmayan ve şiir tekniklerini bilmeyen bir şair olur mu? Ya da, böyle şairlerin yazdıklarına gerçekten şiir denir mi?

    Meseleyi fazla uzatmadan, hece, aruz ve serbest tarz hakkındaki kanaatimi söyleyeyim: Şair, bu üç tarzı da iyi bilmelidir ve hangisini kullanıp kullanmayacağına kendisi karar vermelidir. Bunların içinde bence en zoru, serbest şiirdir. Bu tarzı kullanacak şairlerin, geleneği çok iyi özümsemesi lazımdır. Hece ve aruz şekli ise mutlaka iyi bilinmeli ve yaşatılmalıdır. Tek bir şekle bağlanıp kalmak yerine, yazılan şiire göre tarz belirlenebilir. Söyleyişi, kuruluşu, nağmesi ve manası güzel olan şiir, maksadına ulaşmış sayılır.

    Mehmet Nuri Parmaksız
    30.08.2006Yorumlar(1)
     
    BABALIK
    İki kelle soğanım var,
    Biraza da balık,
    Nasıl olsa son vapur da kaçtı,
    Çök şuraya çök babalık,
    Zannetmem seni de yoktur,
    Benim gibi endişe eden,
    Kadehleri dün gece kırdım,
    Çek bakalım şişeden,
    Çek babalık.

    Garibin mezesi ya efkar dır,
    Ya da gam,
    Kimine vermişte Hüda”m
    Kimine gram gram,
    Hele dök bakalım,
    Dök babalık
    Dram üstüne dram,

    Kimden bu kaçış
    Nereye bu yolculuk,
    Dün nerelerdeydin ki,
    Bugün burada,
    Yoksa,yine mi sürgün çıktı,
    Çektiğin kurada,
    Son bileti sen almışsın artık
    Gördüm ki gişeden,
    Kadehleri dün gece kırdım,
    Çek bakalım babalık,
    Çek şişeden.

    Her şey yalan babalık,
    Her şey sahte,
    Hangi meyhaneye uğradımsa,
    Aşkı gördüm kirli kadehte,
    Sevdayı ortada katık
    Görmedim güleni hiç neşeden,
    İki kelle soğanım var,
    Biraz da balık
    Kadehleri dün gece kırdım,
    Çek bakalım babalık,
    Çek şişeden.

    Mehmet Çetin
    Heybeliada
    24.08.2006Yorumlar(1)
     
    BAŞIM GÖZÜM ÜSTÜNE

    Senden başka yâr bilmem ömür boyu gözüme
    Bak de yeter bakarım başım gözüm üstüne
    İster aşk denizine ister hicran gölüne
    Ak de yeter akarım başım gözüm üstüne

    Yılda bir olsa bile seviyorum de hele
    Senden gelmişse eğer sefadır bana çile
    Yalnız kalbimi değil koca dünyayı bile
    Yak de yeter yakarım başım gözüm üstüne

    Yeter ki sen bekle de hiç kalır sabır taşı
    Küçük bir umut bile olur gönül yoldaşı
    Razıyım ömür boyu gece gündüz gözyaşı
    Dök de yeter dökerim başım gözüm üstüne

    Biliyorum bu aşkın yalnız sensin galibi
    Her derdine razıyım çıkmasın tek talibi
    Varsın yağmur yağmasın sen iste şimşek gibi
    Çak de yeter çakarım başım gözüm üstüne

    Tek söz etmem bu sevda vursa beni her yandan
    Tanrım beni korusun benden bıktığın andan
    Ne kadar sevsem bile bir gün olur dünyandan
    Çık de yeter çıkarım başım gözüm üstüne

    Biliyorum sevgili gönlünde yerim gurbet
    İster sılaya çağır ister her gün sürgün et
    Sen mutlu ol bir tanem ben ömür boyu hasret
    Çek de yeter çekerim başım gözüm üstüne

    Seni bu kadar sevmek yalnız benim günahım
    Hiç şikayet ettim mi bir gün çıktı mı ahım
    Bir elimde yüreğim bir elimde silahım
    Sık de yeter sıkarım başım gözüm üstüne

    ŞEVKİ DİNÇAL
    17.08.2006Yorumlar(2)
     
    DENİZ ŞAHİNOĞLU
    "ANADOLU ÇOCUĞUYUM DEMESİN" TAŞLAMALAR
    Kitaplı şairler kervanına bu kitabıyla hızlı giriş yapan sevgili Deniz Şahinoğlu (Engini) yürekten kutluyor ve hoşgeldin diyorum.

    Engini`yim kalem ile taşladım,
    Ne kan döktüm ne de insan haşladım,
    Ben bu yola başım koyup başladım,
    Derken akibetim teneşir oldu.

    ***

    Uygarlığım ta ezelden köklüdür,
    Temelinde Mimar Sinan saklıdır,
    Mevlana`mız ne dediyse haklıdır,
    Geçmişini kültürünü saymayan,
    ANADOLU ÇOCUĞUYUM DEMESİN.

    ***

    Kuru çöle yağmur yağsa ne çıkar,
    Toprak çürük, kadir bilmez faydasız,
    Soğuk küle boyun eğmez aşikâr,
    Körük bozuk üfür bilmez faydasız.


    İletişim : dsahinoglu@yahoo.com
    0505 240 39 70
    0542 638 25 50

    P.K. 55 Yenişehir 06442 Ankara

    15.08.2006Yorumlar(0)
     
    PERDE KAPANDI

    Oyun bittiği an,
    Kapanır perdeler.
    Akrebin kıskacında zaman,
    Göllerde aksi kalan,
    Sırları dökülmüş aynalar...

    Harut’un çığlığından,
    Toprağa damlayan kan,
    Bedenimdeki son isyan .
    Zühre’nin gözlerinden kayan...

    Zamansız ölümlere alıştım ben,
    Kurşunlarla derim dağlandığı an.
    Satmışım anasını dünyanın artık,
    Söylenmemiş sözlerde kalsın tufan.

    Ali TURAL
    09.08.2006Yorumlar(1)
     
    ÜÇÜNCÜ KİTABIM

    Sevgili kalem arkadaşlarım,

    Bilindiği gibi;

    1 . KİTAP : "Mürekkep - Şiirler" 5. Baskısını,

    2 . KİTAP : "Mürekkep - Şairler - Ankara" 2. Baskısını yaptı.

    VE

    3 . KİTAP : "Mürekkep - Şiirler - 2 " adlı yeni kitabım ÇIKTI…

    Sizlerle paylaşmak adına tükendikçe basılan ve okuyucu ile buluşmaya hazır kitaplarımı okumak isteyen dostlarım, yorumlara veya ulviyesavtur@hotmail.com adresime adını ve adresini yazarlarsa kitaplarımdan ücretsiz göndereceğim.

    Sevgi ve saygılarla,

    Ulviye Savtur
    02.08.2006Yorumlar(0)
     
    GÜZELİM
    Bakışı okşarken, yaralar dili
    Koynunda, murada erdiğim güzel
    Gözyaşı döktüğüm, ipek mendili
    Saçının teline serdiğim, güzel

    Bilirdim, üzmekti, zulümdü, kastı
    Yine de, pırlanta, zümrüt, elmastı
    Şu garip mahkûmu, zülfüne astı
    Aşkını, çarmıha gerdiğim, güzel

    Biçare kuzular gibi, meletti
    Kendi feryadımı, bana dinletti
    Yıllarca, ağlattı, yaktı, inletti
    Uğruna, canımı verdiğim, güzel

    Sevda çölünde, yol alırken kervan
    Dizildi aşıklar, kuruldu, divan
    Kapıda kul etti, hem de bahçıvan
    Göğsünden çiçekler derdiğim, güzel

    Gündüz hayalime, gece rüyama
    Girdikçe, bir dünya kattı, dünyama
    Herkesin sevdiği güzeldir, ama
    Bir başkadır, benim sevdiğim, güzel

    28.10.1975
    Ümit İnceefe
    29.07.2006Yorumlar(0)
     
    YALNIZLIK

    Gözünde gün gibi âşıkâr idim
    Beni yalnızlıktan sordu yalnızlık
    Sabah tenhalarda bırakıp canı
    Akşam acılarla yordu yalnızlık

    İyiydim gönlümde umut taşırken
    Bilmezdim her sabah güne ışırken
    Duygular içimde fısıldaşırken
    Hep gölgemle dostluk kurdu yalnızlık

    Aşk kendini çölde arayan kaktüs
    Bilmiyor orada hayal gözde süs
    Anılar kalbime ne zamandır küs
    Bir hiçti var gibi durdu yalnızlık

    Korkum bu sevdanın yarası değil
    Çektiğim olanın darası değil
    Desem sızlanmanın sırası değil
    Gülen gözlerimin ardı yalnızlık

    Dilimde her sitem intizarımdır
    Uzaklaşan benden diğer yarımdır
    Her gece ağlayan gönül zarımdır
    Yandım her yanımdan sardı yalnızlık

    Baktıkça hayatın aynalarına
    Bütün hayallerim kalır yarına
    Kalbimi hasretin gam duvarına
    Bir değil kaç kere vurdu yalnızlık

    Sebep varlığını arıyor yokta
    Mutluluk uzakta varılmaz nokta
    Aslında derdimin dermanı çokta
    Ne çare gönlümün yurdu yalnızlık
    Gülen gözlerimin ardı yalnızlık

    Şevki DİNÇAL
    12.07.2006Yorumlar(1)
     
    FİRUZE

    Gönül otağına girdiğin gibi
    Çıkıp gitmek kolay değil, Firuze!
    Ayrılık zor işte, gördüğün gibi,
    Çekip gitmek kolay değil Firuze!

    Nedir bilemedim başında esen,
    Yenim kan içinde, uzaklarda sen,
    Hasretle tutuşan yollara süsen
    Döküp gitmek kolay değil Firuze!

    Sevdan ile sarmış iken göynümü,
    Yılanlara yem edersin beynimi..
    Şu gurbette kıldan ince boynumu
    Büküp gitmek kolay değil Firuze!

    Anlatır bakınca, başımdaki kar
    Kanıma işlemiş kırık aynalar,
    Bilsen gönlümdeki sularda ne var,
    Akıp gitmek kolay değil Firuze!

    Sen ilaç ol içimdeki ağrıma
    Söyle, ne gün uyacaksın çağrıma?
    Söz kılıcın çekip kara bağrıma
    Sokup gitmek kolay değil Firuze!

    Durmuş Kaya
    09.07.2006Yorumlar(0)
     
    ZİLLİ ZEYNEP

    Zilli Zeynep çok güzeldi
    Boyu uzun ince beldi
    Kalpler yaktı yürek deldi

    Ömür boyu vebâl aldı
    Zilli Zeynep evde kaldı

    Sakar Ahmet fakir imiş
    Gaddar imam kafir imiş
    Cabbar aksi fikir imiş

    Herkes acı kendi baldı
    Zilli Zeynep evde kaldı

    Armudun hep sapı vardı
    Üzümünse çöpü vardı
    Doktor cemil tam davardı

    Kibirli kız çok aptaldı
    Zilli Zeynep evde kaldı

    Koçum recep hain biri
    Azman Mahmut fazla iri
    Zalim Sülo puştlar piri

    Tüm erkekler sanki maldı
    Zilli Zeynep evde kaldı

    Yalvar yakar tüm ahali
    Etme kızım dünya hali
    Artist Orhan tüccar Ali

    Beğenmedi bu ne haldı
    Zilli Zeynep evde kaldı

    Ferhat beyin yüzünde ben
    Kasap Hasan can katleden
    Nişanlanıp geri dönen

    Bu hususta hep nam saldı
    Zilli Zeynep evde kaldı

    Garip Reşit para pulsuz
    Mithat dersen yoksul çulsuz
    Hüseyin’se hepten yolsuz

    Hepsine de kara çaldı
    Zilli Zeynep evde kaldı

    Tayfun beyin anası var
    Tevfik tuhaf Caner zağar
    Gün doğmadan neler doğar

    Yaşantısı sanki faldı
    Zilli Zeynep evde kaldı

    Ne istersin zilli Zeynep
    Er beğenmez nedir sebep
    Kısmetini biraz az tep

    Hayallere çokça daldı
    Zilli Zeynep evde kaldı

    Antep Muğla Kars Tokatlı
    Ayhan zengin yatlı katlı
    Salak bekler beyaz atlı

    Sanki hayat bir masaldı
    Zilli Zeynep evde kaldı

    FİKRET OĞUZTÜRK

    08.07.2006Yorumlar(0)
     
    VUR ARTIK

    Her şey seni yazıyor, sayfalar arasında.
    Okumadan defteri, düreceksen dür artık.
    Biriken tüm kininle kalbime nişan alıp ;
    Nefretinin yayını, gereceksen ger artık.

    Kaderden umutluydum, dileklerim olmadı.
    Bu kumarı kaybettim, talih beni bulmadı.
    Madem böyle istedin, bence sorun kalmadı;
    Beklediğin murada, ereceksen er artık.

    Yıllar süren bu yargı, artık canıma yetti.
    Beraat bekliyordum, bütün ümidim bitti.
    Yaşama arzum bile, senin ardından gitti;
    Haydi ! İdam hükmünü vereceksen ver artık.

    Beni bulan akîbet, gelir bir gün başına.
    Elde zalimler çoktur, bakmazlar göz yaşına.
    Bir karara var bari ! Oyalanma boşuna;
    Mermileri namluya, süreceksen sür artık.

    Ne çeteye benziyor, ne ağa sultasına.
    Çin işkencesi bile, düşüyor arkasına.
    İkide bir dayama, alnımın ortasına;
    Düşür gayrı tetiği, vuracaksan vur artık.


    Esat ANIK
    04.07.2006Yorumlar(0)
     
    DOKTOR BEY

    Şu gönlüme, geldi girdi vefasız,
    Kendi gitti, izi kaldı, doktor bey…
    Bir gün olsun, geçirtmedi cefasız,
    Bedenimde, sızı kaldı, doktor bey…

    Sevda yeli, dert estirdi başımda,
    Nice dertler, çektim ben bu yaşımda,
    Dört duvarda, her an durur karşımda,
    Gözlerimde, gözü kaldı, doktor bey…

    Sözcük gibi, geldi girdi yazıma,
    Mızrap oldu, vurdu dertli sazıma,
    Mısra mısra bağdaş kurdu nazıma,
    Sözlerimde, sözü kaldı, doktor bey…

    Yeri özel, bekler hala masamda,
    Deste deste, mektupları kasamda,
    Sevip atmak, yazmaz benim yasamda,
    Şu özümde, özü kaldı, doktor bey…

    Cantekin’im, aldım onu saraya,
    Ben unutmam, yıllar girse araya,
    Bir neşter vur, bir ilaç çal yaraya,
    Yüreğimde, közü kaldı, doktor bey…

    Mahmut Cantekin

    29.06.2006Yorumlar(0)
     
    KİM ŞAİR?

    Merâmı yâr ile visâl olsa da,
    Ağyâre ahvâli âyandır şair…
    Katreden deryaya bir iz bulsa da,
    Sahrayı el bilmiş ziyandır şair…

    Musa olup ehramında âsâlı,
    Belkıs ile Süleymân’ın masalı,
    Rûşen Ali, Dadaloğlu misali,
    Yokluğun gözünü oyandır şair…

    Üç buut dâhili sevdası darken,
    Bülbül’ün ünüyle Leyla’ya yarken,
    Yaprağın tenine serenat derken,
    Goncanın harına beyândır şair…

    Nemrut sayıp ızdırabın dağına,
    Kader deyip örümceğin ağına,
    Ortası büklümlü çay bardağına,
    `İnce bel` namını koyandır şair…

    Habis’i Selim’i özde tartarak,
    Yüreğine çizgi çizgi kerterek,
    Nalıncı’nın keserini sürterek;
    Kendi kabuğunu soyandır şair…

    Sabrın deryasında derdini çimip,
    Arşın gölgesinden bir izbe umup,
    “Etliye” “sütlüye” gönlünü yumup,
    Nefsine kavilden cayandır şair…

    Velhasıl imgede, izanda değil!
    Sılada, sürgünde, Fizan’da değil!
    Gıyâbî...! Rabbini ezanda değil!
    Münkir âvâzında duyandır şair…!

    Gıyâbî / Barış DOĞAN
    28.06.2006Yorumlar(0)
     
    KİTAPLARIMIN YENİ BASKILARI ÇIKTIII...

    Sevgili kalem arkadaşlarım,

    "Mürekkep - Şiirler" adlı kitabımın 5. Baskısını,

    "Mürekkep - Şairler - Ankara" adlı kitabımın 2. Baskısını bugün teslim aldım.

    VEEE

    "Mürekkep - Şiirler - 2 " adlı kitabım baskıya girdi.

    Sizlerle paylaşmak adına tükendikçe basılan kitaplarımı okumak isteyen dostlarım,
    yorumlara veya ulviyesavtur@hotmail.com adresime adını ve adresini yazarsa
    kitaplarımdan göndereceğim.

    Sevgi ve saygılarla,

    Ulviye Savtur
    24.06.2006Yorumlar(0)
     
    GÖNDER
    Git de bir kocaman zarf al çarşıdan
    Üzerine endamını çiz gönder
    Ayrılığın yetti artık canıma
    Ayrılığı ayağınla ez gönder

    Gönülden af çıktı hasret burcuna
    Gelmeye karar ver ayın kaçına ?
    Bir de resmini koy zarfın içine
    Arkasına bir kaç satır yaz gönder

    El söz eder gezme dağda bayırda
    Otlar ayak öpsün gez ki çayırda
    Cümleleri dudağından ayır da
    Üzerine dil değmemiş söz gönder

    Kimde var ki sendeki şu fidan boy
    Aynalara bak da sana sen de doy
    Saçlarının kokusundan bol bol koy
    Sitem edeceksen ondan az gönder

    Sabah erken erken düş ki yoluna
    Güneş bile giremesin koluna
    Hasret kaldım ellerinin falına
    Avucundan parça parça iz gönder

    Umutları gökten yere indir de
    İşte bunlar var ya hep senindir de
    Hayallerin trenine bindir de
    Ne olursun seni bana tez gönder

    Halil Soyuer ( 1921-2004)
    23.06.2006Yorumlar(2)
     
    GÖZ AĞLAMAZ MI


    Tutulup sevgine ümit bağlayan,
    Gönül yas tutarsa göz ağlamaz mı?
    Bülbüle haz veren çiçekler ile,
    Bahar yas tutarsa yaz ağlamaz mı?

    Kalbim sana aşık sanma ki yalan,
    Bir tatlı hayalin hatıra kalan,
    Yanık yanık sevda türküsü çalan,
    Teller yas tutarsa saz ağlamaz mı?

    Çare yok ki sevda düştü gönüle,
    Bülbül aşık olmuş kırmızı güle,
    Beyaz gelinlikler içinde bile,
    Gelin yas tutarsa kız ağlamaz mı?

    Yeter artık peşin sıra gezdiğim,
    Her gün sevgimize mezar kazdığın,
    Baş harfleri ismin diye yazdığım,
    Şiir yas tutarsa söz ağlamaz mı?

    İhsan ŞOLA
    22.06.2006Yorumlar(0)
     
    ANMA TOPLANTISI

    Şiirimizin beş yıldızlı çınarı Ahmet Tufan Şentürk’ün ölümünün 1. yılı nedeniyle, merkezi Ankara’da bulunan Ermenek Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin ev sahipliği ve katkılarıyla, Dr. İsa Kayacan yönetiminde, 6 Mayıs 2006 tarihinde, saat : 14.00’de, Selanik Caddesi No: 53 / 4 Kızılay-Ankara adresinde anma toplantısı düzenlendi. Katılımın yüksek oranda olduğu anma toplantısı duygulu anlar yaşattı.
    19.04.2006Yorumlar(0)
     
    MUSTAFA ŞAN


    GÖNÜL DOSTLARI, MUSTAFA ŞAN`IN ŞİİRİNİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUM...

    KARA SEVDA

    Vakitsiz tutuldum ben bu sevdaya
    Simsiyah saçıma aklar üşüştü
    Derdim, dertten öte sığmaz fezaya
    Yedi kat kainat göğsüme düştü.

    Dayandıkça rüzgar isli camlardan
    Masmavi gözlerin ruhumu ördü.
    Ruhum dalga dalga farksız sulardan
    Gözlerin kalbimi aldı götürdü.

    Aşığım, yangınım, derdim diz boyu
    Göğsümde fırtına kalbimde boran
    Bende coşar denizin en azgın suyu
    Bende şekillenir gözlerin her an.

    Vakitsiz tutuldum kara sevdaya
    Simsiyah saçıma aklar üşüştü
    Derdim dertten öte sığmaz fezaya
    Yedi kat kainat göğsüme düştü.



    MUSTAFA ŞAN
    18.04.2006Yorumlar(0)
     
    MUSTAFA ŞAN
    GÖNÜL DOSTLARI, BUGÜN GENÇ KALEMLERDEN MUSTAFA ŞAN`IN ŞİİRİNİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUM...



    YEŞİL GECE

    Sesler duymaktayım, uzaktan sesler,
    Gölgemin üstünden geçip de giden
    Yırtıyor lahzayı türlü akisler
    Bir pencere kenarında düşünmekteyim.

    Sıyrıldı bedenimden bir derin boşluk
    Bir boşluk ki içimden yükseldi arş’a
    Hakikat yaşamak deyip, hayata koştuk
    Yeşil bir nurdan kaya, koptu o anda.

    Başımı döndürdü bu nurdan ışık,
    Yeşil tülbent takmış, ruhsuz pencere
    Sükûta teslim bedenim, kafam karışık
    Beynimi esir aldı, türlü düşünce,

    Gözümün önünde bir yeşil perde
    Ne yana dönsem hep aynı renk
    Deliriyorsam da, ne haşmet böyle
    Böyle cümbüşlü gece görmedim bugüne dek.

    Pencereye tutunmuş bu adam da kim
    Her yanımı saran kızıl renkte lav
    Bu sesler bu yüzler bu eller kimin
    Dört yanım çimen yeşili, dört yanım koca bir dağ.

    Soğuk mermerlerin üzerine kapandım,
    Korku, azap ve gerçek sıralandı önüme,
    Uyduruk bir hayatı hakikat sandım.
    Gördüm ya hakikati, haykırdım gökyüzüne.

    MUSTAFA ŞAN
    11.04.2006Yorumlar(2)
     
    SERKAN A AĞIT
    05.03.2006 da Vefatı üzerine yeğenim Serkan`a hitap (Şiir perisi grubu yarışmasında yer aldı.)




    Gittin tüm haşmetinle
    Gittin meleklerin kanadına oturup
    Gittin babanı bırakıp gittin
    Gittin anneni bırakıp gittin
    Gittin dayını bırakıp gittin
    Gittin serkanım koçum
    Velhasıl genç yaşta bizi bırakıp gittin

    Gittin dünyayı ayağa kaldırıp
    Gittin ankarayı çoşturup
    Gittin iyilikleri gösterip
    Gittin anneanneni bırakıp gittin
    Gittin serkanım koçum
    Velhasıl genç yaşta bizi bırakıp gittin

    Gittin binler peşinde
    Gittin kalabalıklar peşinde
    Gittin fatihalar peşinde
    Gittin yasinler peşinde
    Gittin serkanım koçum
    Velhasıl genç yaşta bizi bırakıp gittin

    Gittin bir kaza sonucu
    Gittin iyiliklerle, güzelliklerle
    Gittin anılarınla, insanlığınla
    Gittin okulun bitecekti, henüz üç ay vardı
    Gittin serkanım koçum
    Velhasıl genç yaşta bizi bırakıp gittin

    Gittin yürekleri dağlayıp
    Gittin imanınla
    Gittin melekler şahidin
    Gittin nur gibi yüzünle
    Gittin bu dünyayı bırakıp
    Gittin serkanım koçum
    Velhasıl genç yaşta bizi bırakıp gittin

    Gittin ne çok sevenin varmış
    Gittin güneşli bir günde
    Gittin tehvidler eşliğinde
    Gittin yasinler eşliğinde
    Gittin selalar eşliğinde
    Seni unutmak zor
    Seni anlamak zor
    Gittin serkanım koçum
    Velhasıl genç yaşta bizi bırakıp gittin

    Gittin pırıl, pırıl tertemiz
    Gittin günahsız
    Gittin gözyaşları sel oldu
    Gittin serkanım koçum
    Velhasıl genç yaşta bizi bırakıp gittin

    Senin eserin bu
    Kalabalıklar haşmetinde
    Senin eserin bu
    Güzellikler haşmetinde
    Senin eserin bu
    Tehvidler haşmetinde
    Gittin serkanım koçum
    Velhasıl genç yaşta bizi bırakıp gittin

    (SERDAR SAYIL-2006)


    26.03.2006Yorumlar(0)
     
    D U Y U R U
    Sevgili dostlar,


    Sizlerden gelen yoğun talep üzerine tükenen kitaplarım " MÜREKKEP - Şiirler " 5. Baskı`ya ve "MÜREKKEP - Şairler - Ankara " 2. Baskı`ya girdi.


    ÜÇÜNCÜ KİTABIM OLAN " MÜREKKEP - Şiirler - 2 " adını verdiğim yeni şiir kitabım okuyucusu ile buluşmak üzere ilk baskıya girdi.


    En kısa zamanda, şiir etkinliklerinde ve okullarda dağıtımını yapmak üzere kitaplarımı sizlerle buluşturacağım.


    BÜTÜN OKURLARA TEŞEKKÜR EDERİM.



    ULVİYE SAVTUR

    17.03.2006Yorumlar(3)
     
    GENÇ KALEMLERDEN MERVE KAHVECİOĞLU`NUN ŞİİRİNİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUM...

    AYRI LİMANLAR

    Sen ve ben farklı limanlarda,
    Başkalarının yolunu gözleyen
    İki yabancıydık.
    Senin gözün benim bulunduğum limana hiç ilişmedi.
    Senin kalbin benim kalbimle bütünleşmedi.
    Sen hep sana ait olmayan insanlarla dolaştın,
    O limanda.
    Oysa bilmiyordun, tam karşındaki limanda,
    Seni bir bekleyenin olduğunu.

    Merve KAHVECİOĞLU

    Kalaba İlk Öğretim Okulu
    7-E
    23.02.2006Yorumlar(0)
     
    GENÇ KALEMLERDEN FATMA BEGÜM DAZIR`IN ŞİİRİNİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUM...

    YALNIZLIK

    Yalnızlık zor
    Rüzgarın okşayışı
    Gülün dikeni gibi
    Karanlık sokaklarda sabahlamaya benzer.

    Geceler, sonsuz mesafelerin gün ışığı
    Yolsuz kalmış kuşların
    Evsiz, barksız ve başıboş bırakılmış köpeklere benzer
    Yalnızlık zor zanaat yıldızlarda.

    Gökyüzü ağlıyor yeryüzüyle beraber
    Kurumuş dudaklarda şarkı söylemeye benzer
    Erimeye yitip gitmeye benzer
    Yalnızlık
    Yalnız bırakıp gitmeye benzer…

    Fatma Begüm DAZIR

    Kalaba İlk Öğretim Okulu
    7-E
    22.02.2006Yorumlar(0)
     
    GENÇ KALEMLERDEN MEHMET AKALIN`IN ŞİİRİNİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUM...

    BİR YARDIM

    Kapkara kesildi sakin bulutlar birden,
    Keskin rüzgarla ayrıldı sıkı ağaçlar,
    Dua etmeye başladı altın çiçekler, dallar,
    Büyük bir gürültüyle irkildi çaresiz ben,
    Tatlı hayatım geçti, film gibi gözümün önünden.
    Depremle harabeye dönmüş, sözde sağlam evler,
    İnsanlar yüce varlıktan bir yardım diler.

    Mehmet AKALIN

    Kalaba İlk Öğretim Okulu
    7-E
    21.02.2006Yorumlar(0)
     
    GENÇ KALEMLERDEN SENA KERVANKIRAN`IN ŞİİRİNİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUM...

    TATLI BAHAR

    Merhaba altın bulutlar
    Tatlı tatlı esen rüzgar
    Ağaçların altında uyur
    Keskin kokusunu duyarım çiçeklerin.
    Uçsuz bucaksız sakin deniz
    Uçuk ve gösterişsiz sandallar
    Ben ağaçların altında
    Gönlümde hissederim rüzgarın esintisini.
    Martıların keskin çığlıklarını
    Gagalarında çaresiz çırpınışlarını
    Balıkların
    Hissederim ağaç altında.
    İşte hayat bu akıp giden
    Kimileri yükseklerden bakar
    Kimileri çaresizlik içinde sonunu bekler.
    Ama yine de güzeldir hayat.

    Sena KERVANKIRAN

    Kalaba İlk Öğretim Okulu
    7-E

    20.02.2006Yorumlar(1)
     
    GENÇ KALEMLERDEN ÖZGE GÜMÜŞ`ÜN ŞİİRİNİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUM...

    İSYAN BİLETİ

    Uzaktan dertsiz durur,
    İçini açmayınca
    Gamsız görürsün onu
    Sana anlatmayınca
    Yaşam sahnesi onundur
    Senaryoysa çok dertli
    Baş rol oyuncusudur
    Dert sahibi olansa
    Sen seyirci olursun
    Dinlersin sade onu
    Önerilerin olur
    Senaryoysa bozulur
    Kimi dayanamaz artık
    İsyan bayrağını çeker
    Yolculuk bileti hazır
    Birkaç kurşun yeter
    Davetiyesi yoktur
    Bu isyan yolculuğudur
    Bileti dünden kesilmiş
    Kararı çoktan verilmiş

    Özge GÜMÜŞ

    Kalaba İlk Öğretim Okulu
    7-E
    19.02.2006Yorumlar(0)
     
    GENÇ KALEMLERDEN TÜRKAN SEZİN KILIÇ`IN ŞİİRİNİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUM...

    SAKİN OLSUN

    Sakin bir hayat istiyorum,
    Tatlı bir rüzgar essin,
    Ve yalnızca uçuk bir çocuk sesi olsun,
    Çaresiz bulutlar ağlasın,
    İçimde sağlam bir ben,
    Altın gibi bir yürek olsun istiyorum.
    Sakin bir hayat istiyorum.
    Gürültüsüz, patırtısız, kavgasız.
    En iyi dostumla,
    Doğayla baş başa,
    Hayattan bıkmamış olarak
    Ölmek istiyorum.

    Türkan Sezin KILIÇ

    Kalaba İlk Öğretim Okulu
    7-E

    18.02.2006Yorumlar(0)
     
    GENÇ KALEMLERDEN BÜŞRA DEMİRELİŞÇİ`NİN ŞİİRİNİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUM...

    İSTEMİYORUM

    İstemiyorum…doğmasın güneş…
    Bitmesin gecem,
    Başka bir ışık istemem dünyamda,
    Senin ışığın, senin varlığın yeter bana.

    İstemiyorum…doğmasın güneş…
    Sensiz nasıl çıkarım gündüzlere,
    Anlamıyormusun ?
    Seninle doğduğumu,
    Ve ancak seninle yaşayabileceğimi.

    İstemiyorum…doğmasın güneş…
    Senden uzak, seninle dolu geceleri,
    Hayal duvarını seviyorum ben,
    Sonra bu anılar sofrasını,
    Acı, keder, ızdırap dolu olsa da !...

    Büşra DEMİRELİŞÇİ

    Kalaba İlk Öğretim Okulu
    7-E
    17.02.2006Yorumlar(1)
     
    GENÇ KALEMLERDEN KORAY DEMİROK`UN ŞİİRİNİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUM...

    SEVGİ

    Hayatımı öldüren keskin bulutlar,
    Yine mi ben çaresiz kaldım,
    Bu sakin hayatta.
    Sıkı sıkı sarıldım ağaçlara,
    Beni bir tek onlar anlar diye.

    Gökyüzünde yüce bulutlar,
    Altın çiçekler, güzel evler,
    Ağaçlara sevgim sonsuz
    Artık kalbimin bir parçası onsuz..

    Koray DEMİROK

    Kalaba İlk Öğretim Okulu
    7-E
    17.02.2006Yorumlar(0)
     
    GENÇ KALEMLERDEN BEGÜM ATALIK`IN ŞİİRİNİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUM...

    DEPREM

    Bir şeyler olmuş sanki
    Tatlı çiçeğe.
    Daha da bir değişmiş, hüzünlenmiş
    O sakin ağaç.
    Neden bilmem içimde bir korku var.
    Sanki, sanki bir şeyler olacak.
    Bir gürültü kopacak,
    O sakin bulutlar birden haykıracak.
    Sağlam evler
    Evet o sağlam evler
    Belki de biz öyle sanıyorduk kimbilir.
    Tahmin etmiştim, sanki içime doğdu
    Aniden bir gürültü koptu
    Ben dışarıda oynarken.
    Ne oldu diye bile düşünemeden, sormadan
    Ne kadar kolay
    Bitti, bitti işte
    Uçuk hayat
    Aniden, birden
    Kim kaldı ki yüzlerce insandan geriye
    Taş, toprak kalıntıları
    Bir de çaresiz ben.

    Begüm ATALIK

    Kalaba İlk Öğretim Okulu
    7-E
    16.02.2006Yorumlar(2)
     
    GENÇ KALEMLERDEN MELTEM AKTAŞ`IN ŞİİRİNİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUM...
    ÖLESİN DİYE

    Dökülsün gözyaşın,
    Ömrünce gülme.
    Mutluluk nasıldır
    Tanıma, bilme !
    Dilerim vefasız
    Sevmeden ölme !…
    Bir değil, bin kere ölesin diye !…

    Meltem AKTAŞ

    Kalaba İlk Öğretim Okulu
    7-E

    15.02.2006Yorumlar(0)
     
    GENÇ KALEMLERDEN SERGEN SELÇUKOĞLU`NUN ŞİİRİNİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUM...
    ÇARESİZ GÖNÜL

    Geçmiyor artık,
    Yüce bulutlar.
    Esmiyor artık,
    Tatlı rüzgar.

    Sıktı canımı
    Bu sakin hayat.
    Bulamadım bir eş
    Bu çaresiz gönlüme.

    Sergen SELÇUKOĞLU

    Kalaba İlk Öğretim Okulu
    7-E
    14.02.2006Yorumlar(0)
     
    GENÇ KALEMLERDEN HAZAL YILMAZ`IN ŞİİRİNİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUM...
    BEBEK MELEK

    Bir bebek doğdu
    Adı HAZAL oldu.
    Hazal okudu, okudu…
    Zaman ilerledikçe
    O zamanki BEBEK
    Şimdi MELEK oldu.

    Hazal YILMAZ

    Kalaba İlk Öğretim Okulu
    7-E
    13.02.2006Yorumlar(1)
     
    MALIN KİRİ
    Zekatlar malında olan kirindir,
    Her müslüman onu ayırıp aklar.
    O senin değil bil ki fakirindir,
    Şayet yersen ateş o kiri paklar.

    Afiyetle yemek varken sofranda,
    Helal kazandığın yağı ve balı,
    Fakir hakkı yersen dalgın bir anda,
    Sırtına alırsın ağır vebalı...

    EKREM ŞAMA
    10.02.2006Yorumlar(5)
     
    Ziyaret Sayısı:   
    21041   
    Ulviye SAVTUR ve Şiirler,Edebiyat, Kültür,Sanat,Kitap,Yazarlar ve Şairler, Ulviye SAVTUR ve Şiirler, Ulviye SAVTUR ve Şiirler, Ulviye SAVTUR ve Şiirler, Ulviye SAVTUR ve Şiir, Ulviye SAVTUR ve Şiir, Ulviye SAVTUR...